Acilen Ulusal Gıda Politikası belirlenmeli!

Abone Ol

Zamanımız kısıtlı, paramız az…


Hepimiz sağlıklı ve doğal beslenmeye fena halde kafayı takmış durumdayız.  Bugün şehrin en işlek caddelerinden birinde, yoldan geçen herhangi bir vatandaşa, “Sağlıklı beslenme ne demektir?” sorusunu yöneltirseniz alacağımız cevap bellidir; "Tabii ki, ambalajlı ve işlenmiş gıdalardan uzak durmalıyız" cevabını verir.

 

Bu birkaç cümleden sonra gıda sanayinin avukatlığına soyunacağımı zannediyorsanız fena halde yanılıyorsunuz! Amacım gerçekçi ve çözüm odaklı bir tespitte bulunmak.  

 

Her gün mutlaka, ulusal kanallarda boy gösteren popüler pek çok doktorun halka ithafen “İşlenmiş gıdalardan uzak durun” çağrısı yaptığını ve tüm halkın da harfiyen uyması konusundaki ısrarlarını hep birlikte soluksuz izlemekteyiz. Gıda sanayi özenle lanetlendikten sonra yeni kitap tanıtımı da yapılır ve huzurla eve dönülür. Peki bu konuda yarattıkları büyük gıda korkusunun haricinde ne kadar başarılı olmuşlardır sizce? Halk tamamen gıda sanayinden kurtulmuş mudur? Fabrikalar ve zincir marketler kapanmış mıdır? Yoğurdunu evde yapın çağrısına karşın ambalajlı hazır yoğurt satışının hız kesmediğini hepimiz biliyoruz.

 

Hayvancılık veya tarımla uğraşan kaç kişi var çevrenizde? Topraktan çok uzakta, metropollerde hayatlar kurduk kendimize. Köyden kente göç serüveni ile başlayan toplumsal yolculuğumuz günümüzde kadınları da çalışma hayatına soktu. Zorlu yaşam koşulları ve geçim sıkıntısı, hepimizi ekmek kavgasına soktu.

 

Geçim derdine düşen ebeveynler, çocukları için  artık daha uzun eğitim saatleri olan okulları tercih etmekte. Yani tüm gün toplumca evde yokuz. Bu da kadın erkek, çoluk , çocuk hepimiz, dışarıda besleniyoruz anlamına gelir. Mesaimiz çok, her birimiz zaman fakiri olduk çıktık. En pratiğinden, çabuk hazırlanabilen, az zahmetli, bol lezzetli aynı zamanda ekonomik ve uzun süre bozulmayan gıdaları biz talep ettik, sanayide sundu.  Çünkü ihtiyaç buydu. Sanayide karşıladı. Kısıtlı sürelerde ve kısıtlı mekanlarda kısıtlı paralarla tamamen doğal, tamamen organik,  sanayiden uzak beslenin önerisi tüketici için ütopyadan öteye geçmez. “Gemisini kurtaran kaptandır ” mottosu sadece bireyleri kurtarır, bir toplumu değil!


Oysa gerçekçi ve uygulanabilir çözüm bambaşka…


Tüketici eğer, ambalajlı üründeki gıda katkı maddelerinden korkuyorsa; bu durum göz ardı edilmemeli korkuları ile baş başa bırakılmamalıdır. Hele ki haklılık payı varsa!

 

O halde normalinden daha az katkı ile üretim yapılması bir zorunluluktur.  Bununla beraber katkısız ürün sayısının artmasına teşvik anlamında bir "ULUSAL GIDA POLİTİKASI" belirlenmeli ve uygulanmalıdır. Bu "ULUSAL GIDA POLİTİKASI" her türlü zorluğa ve üretici baskısına rağmen uygulanabilmeli.

 

Tüketici korkularını “bilimsel bir dayanağı yok”  cümlesi arkasına saklanarak görmezden gelmek haksızlıktır. Gıda güvenliği sistemleri ile korunan, tüketicinin güvenliği değil midir? Bu durumda gıda sanayinin cevval temsilcilerinin bağrış çağrışlarına aldırmadan radikal bir kanuni düzenleme ivedilikle yapılmalıdır. Örneğin, Fransa' da kullanılan Mono Sodyum Glutamat oranı Türkiye'den düşüktür. Çünkü onların yürüttükleri bir “ULUSAL GIDA POLİTİKASI” vardır. Oysa, Fransa’da tıpkı bizler ve diğer ülkeler gibi sürekli arkasına saklanılan ve hiç sorgulamadan kabullenilen dünya gıda otoritelerini kabul etmektedir.

 

Avrupa Birliği Bilimsel Gıda Komisyonu (SCF) ortak uzmanlar komitesi JECFA’nın belirlediği yasal üst limitlerden, Dünya Sağlık Örgütü’nden (WHO) ve Gıda Tarım Örgütü’nden (FAO) ve ABD Gıda İlaç Dairesi’nden  (FDA), kapsamlı fare deneyleri sonucu belirlediği güvenilir üst limitlerden kısa ve uzun vadeli teratojen, mutajen ve kanserojen etkilerinden haberdarlardır. Bu otoritelerin kapsamlı fare deneyleri sonucu belirlediği güvenilir üst limitleri bilmemiz en üst sınırda dolaşmalıyız, asla altına düşmemeliyiz anlamına gelmez. Bu sanayinin kendi üretim hattını garanti altına alması ve yetersiz AR-GE zafiyetinden başka bir şey değildir. Çünkü; katkı maddeleri sanayi için basit bir anlatımla "DAHA" kelimesinin karşılığıdır. 


DAHA      UZUN ÖMÜRLÜ GIDA
DAHA      LEZZETLİ GIDA
DAHA      GÜZEL GÖRÜNÜMLÜ GIDA
DAHA      KIVAMLI GIDA
DAHA      BESLEYİCİ ÖZELLİKTE GIDA

 

Dünya üzerinde yasal olarak kullanımda olan 800, Türkiye'de ise beslenme şeklimiz ve ihtiyaçlarımız doğrultusunda ve AB normları paralelinde 360 adet katkı maddesinin kullanımına izin verilmektedir. Peki Türkiye’de gıda denetimlerinin yetersiz olduğu hatta hiç denetleyen gıda işletmesinin olduğu bilinirken yasal sınırlarla kullanımı sınırlandırılması gereken bu katkıların kullanım oranı sizce ne kadar denetleniyor. Yılda ortalama kaç kg katkı maddesi tüketiyoruz. Deney fareleri üzerinden belirlenen o meşhur güvenilir limitleri aştık mı sizce? İnsan galiba sadece kendine yeniliyor anlaşılan.

 

Yani çözüm gıda endüstrisinden tamamen uzaklaşmak değil, sanayinin korkulan taraflarına sınırlama getirilmesidir. 
Yasaların ve gıda güvenliğinin izin verdiği katkı maddeleri dozu tüketici güvenliğinin ömür boyu garantisi olamaz.

 

Bu da şu anlama geliyor ki,  bu titiz çalışmanın sonucu güvenli olduğu düşünülerek gıda otoritelerince kullanımı serbest bırakılan bazı katkı maddelerinin zamanla kullanımdan kalktığı veya yeniden güvenli doz ayarlaması yapılıp piyasaya sürüldüğü görülmüştür.

 

Örnek vermek gerekirse:
Dulcin, cinnamyl anthranilate ve thiourea, gibi bazı sentetik katkı maddelerinin karaciğer kanserine neden olduğu yapılan deneylerle tespit edilmiş, bunun üzerine bu maddelerin gıdalarda kullanılması yasaklanmıştır.
Red 2G bir gıda boyasıdır belirli süre sanayide kullanıldıktan sonra vücudumuzda zamanla alanin adlı bir kanserojen maddeye dönüşmesi sebebiyle Avrupa Birliği'nde ve aradan 1 hafta sonra Türkiye’de yasaklanmıştır.

 

Burada uygulanacak mutlak çözüm tabi ki; tüketici talebine aldırış eden gıda üreticisine ve devlet erklerine düşmektedir.

 

Güvenli Gıda Denetçisi
Gıda Mühendisi
Nurten Sırma