Beşiktaş’ın yaz transfer döneminde Everton’dan kiralık olarak kadrosuna kattığı İngiliz futbolcu Dele Alli, hayallerinin Siyah-Beyazlılarla birlikte şampiyonluk olduğunu belirterek, “Beşiktaş taraftarlarındaki tutku, bana bambaşka duygular hissettiriyor ve karşılığını verebilmem adına içimdeki dürtüyü uyandırıyor. Bu sevginin karşılığında vermek istediğim tek geri dönüş şampiyonluk!” dedi.

Beşiktaş Dergisi’nden Buse Nur Arslanoğlu’na konuşan 26 yaşındaki ünlü futbolcunun soru-cevap şeklindeki röportajı şu şekilde:

– Öncelikle biraz çocukluğunuzdan başlamak istiyoruz. Futbola olan ilginizin sokakta oynadığınız arkadaşlarınızdan farklı bir noktada olduğunu nasıl fark ettiniz?

“Etrafımdaki arkadaşlarımdan hep daha iyiydim ancak gerçek bir fark olduğunu düşündüğümde on üç yaşımdaydım. Daha öncesinde hep eğlencesine futbol oynardım ancak kendimle ilgili ya da futbolla ilgili daha iyisini olabileceğimi ve olmak istediğimi o dönemlerde fark ettim. Sonrasında da biraz daha futbola eğilmem gerektiğini düşündüm çünkü diğerlerinden daha iyi olduğumu artık görebiliyordum. Kararı vermemin ardından zaten süreç de başlamış oldu benim adıma.”

– Yalnızca futbol kariyeriniz odaklı değil de hayatınızı düşünecek olursanız, “Dönüm noktam” dediğiniz bir an var mı?

“On bir yaşında, evlat edinildiğim zamanlar benim için hayatımın dönüm noktasıydı. Net bir an söyleyemem belki ama o süreç hayatımı baştan sona değiştirdi. Hala içimde o çocuksu duyguların olduğunu da söyleyebilirim. Tabii ki bir şeyler değişti, büyüdüm ama o duyguların da bir yerde hâlâ benimle birlikte olduğunu farkındayım. Şu an 26 yaşındayım, hala farklı şeyler deneyimliyorum, tecrübe ediyorum ve bunun bir sonu yok. Hayat bir deneyimleme yolculuğu. Ama değişim olarak spesifik bir süreçse sorunuz; cevabı, kesinlikle evlat edinildiğim dönemdi.”

– Peki, şayet o dönüm noktası olmasaydı; bugün Dele kim olurdu, nerede olurdu? Futbol, kendisinden mahrum kalır mıydı; yoksa bir uyanış gerçekleşirdi ve yine de burada olur muydu?

“Çok zor bir soru. Bu konu hakkında ben de hep düşünüyorum. O bahsettiğim durum, hayatımı baştan sona değiştiren bir şeydi. “Olmasaydı, ne kadar farklı bir hayat yaşardım acaba?” diye ben de kendime sıklıkla sorarım ama şu an bulunduğum yerde olmak hayatım boyunca zaten hep hedefim olmuştu. Herkesin yolu, kaderi farklıdır. Ben bunun yazılmış olduğuna inanıyorum. Benim inancıma göre; olması gerekenler, bir şekilde mutlaka oluyor, olmuştur ve olacaktır. Haliyle yazılanı yaşıyorum diye düşünüyorum. “Uyanış olurdu” demem mümkün mü, bilmiyorum ancak hayatın beni götüreceği ve bana çizdiği yol, yine de bu olurdu diye tahmin ediyorum.”

Fenerbahçe kötü haberi açıkladı Fenerbahçe kötü haberi açıkladı

“HAYAT BİR DENEYİMLEME VE SÜREKLİ OLARAK ÖĞRENME YOLCULUĞU”

– Hayatı biraz daha akışında yaşadığını anlıyorum cevaptan. İnişlerin ve çıkışların düşünüldüğünde de rutinden sıkılan ve sürekliliğe ters bir yapın olduğunu tahmin ediyorum. Öyle misindir, yoksa olması gereken yerde alınması gereken aksiyonu mu alırsın?

“Beni uzun süredir tanıyan insanlar, yakınlarım; ciddi olmam gerektiğinde ciddi olduğumu daima bilirler ama hayat da genel itibarıyla tecrübelerden sabit elbette. İşler benim istediğim gibi gitmediğinde çok fazla negatif olmayı sevmiyorum, olumlu bakmaya çalışan bir tarafım vardır. Bu yüzden inişten ziyade çıkışa odaklanan bir yapım var ki bu da kazandığım tecrübelerden biri zaten. Dediğim gibi; hayat bir deneyimleme ve sürekli olarak öğrenme yolculuğu. Hayatı yaşarken bu iniş ve çıkışlardan bahsediyoruz ama tabii ki farkında olmak gerekiyor; her çıkışın bir inişi de olabiliyor. Haliyle her şey istediğiniz gibi giderken de o duruma kendimizi çok fazla kaptırmamamız gerektiğini düşünüyorum. Biraz daha yere sağlam basmalıyız belki, hem inişlerde hem de çıkışlarda. Tadını kaçıracak kadar zevk almaya da gerek yok bence. Her şey olması gerektiği ve hissetmeniz gerektiği kadarda kaldığında, dengeyi sağlamak çok daha kolay ve mümkün oluyor. Bir de kendime karşı daima dürüst davranırım. İnsanların zaman zaman değişmemi istediği noktalarda öncelikle kendime karşı dürüst oluyorum, kendi hissettiğim ve istediğim noktalara odaklanıyorum. Kendi istediğim gibi, olduğum Dele olmayı tercih ettim her zaman. İnsanların beni yönlendirmesinden ziyade, kendim olmak ve böyle kalmak istiyorum daima.”

– Duygusal yönünüz nasıl? Daha doğrusal çizgilerle ilerleyen bir karaktersiniz sanırım. İçsel bir yapınız mı var?

“Evet, insanların hissettiğim şeyleri anlamasını ve bilmesini çok istemediğim için genellikle içimde yaşamayı tercih ediyorum ancak etrafımda iyi insanlar da var elbette. Yakın dostlarım var. Duygusal anlamda paylaşma ihtiyacım olduğunda onlarla da paylaşabiliyorum ama onun dışında çok fazla dışa yansıtmayı sevmeyen bir karakterim. Doğrusal ilerlemeye çalışıyorum ve daha içe dönük bir yapıdayım.”

“TÜM ZORLUKLARI YAŞADIM”

– MK Dons’ta sergilediğiniz performansla birçok kulübün dikkatini çekmiştiniz. Çok erken bir yaşta da Premier Lig ekibi Tottenham’a transferiniz gerçekleşti. O günkü Dele’nin hayalleri nelerdi?

“Her zaman hedeflerim ve hayallerim vardı. Benim zihnimde bu hedeflerin hiçbirisi de imkânsız gibi görünmüyordu bakacak olursanız. On dört yaşındayken de bana benzer sorular sorsaydınız, hep futbol içerikli cevaplar verirdim ki etrafımda soran insanlar oluyordu ve cevaplarım çok değişkenlik göstermiyordu. Hayallerimin odak noktası daima futboldu. İngiltere Milli Takımı’nda oynamak, Premier Lig’de oynamak gibi durumlar… En başlara döndüğümüzde herkese çok mümkün gibi görünmeyen her şey aslında istediğim ve hayalini kurduğum durumlardı. Bu hedefler yolumu çizerken bana daima çok yardımcı oldu çünkü o hedeflere giden yolda yürürken, önüme çıkan engellerle de ona göre savaştım, mücadele ettim. Haliyle günün sonunda nerede olmak istediğimi hep biliyordum.”

– Hayatınız çok göz önündeydi. Küçük yaşlarınızdan itibaren adınızı duyduk, bununla da kalmayıp hayatınızın birçok ayrıntısına hakim olduk. Saha dışında kendinizi kısıtlanmış hissettiğiniz dönemler mutlaka olmuştur. Bunun etkisi neydi sizin üzerinizde? Kendimi sizin yerinize koyduğumda, sanırım yaşadığınız hayatı yaşamaya, her anımın göz önünde olmasına cesaret edemezdim.

“Haklısın, bu hayatı bu denli göz önünde yaşamak, bildiğim ya da zannettiğimden daha zormuş aslında. Futbolculuk hayalleri kurarken, futbolun yalnızca futbol kısmını izliyordum. Futbolcuların yalnızca futbolculuklarını biliyordum. Özel hayatlarıyla ilgili hiçbir bilgim yoktu; dolayısıyla futbolcu olmak benim için yalnızca futbol oynamaktı. Onun getirisi olan ünlülük ve göz önünde olma hali akabinde geldi ve ben bundan bir haberdim öncesinde. Bununla baş etmek de o dönemler sahiden hiç kolay olmadı benim için. Aslında az önce konuştuğumuz şeye yeniden değineceğim; insanlar bana önerilerde bulunduğunda, “Şunu yapmalısın, bunu yapmalısın” dediğinde, hep olmak istediğim insan olmaya çalıştım. Kendimi daha rahat ifade edebileceğim yolu takip etmeye çalıştım. İnsanlar bu durumdan hoşnut kalmadılarsa da bu durumlardan ben etkilendim, ben tüm zorlukları yaşadım ve yaptığım her şeyden ben keyif aldım ya da almadım. Sonucunu da ben yaşadım. Şunu da öğrendim ki; ne yaparsanız yapın, herkesi mutlu edemezsiniz. Bu konu benim için önemli bir noktaydı. İnsanlar beni ne kadar takdir ediyor ya da etmiyor; bu konuya da ne kadar takılıp, takılmamam gerektiğini bu süreç içinde öğrendim. Günün sonunda ben de bir insanım. Kimseye gidip ne yapması ya da yapmaması gerektiğini söylemedim ancak ne yazık ki bana söyleyen çok fazla sayıda insan oldu. Yani, insanların bana baktığında gördüğü şey benim kendimi ifade etme şeklimdir. Beğenip beğenmemek ise insanların kendi şahsi fikridir.”

– Biraz futbola dönelim istiyorum. Merkez orta saha pozisyonundan sekiz numaraya evrildiniz ancak asıl farkı üçüncü bölgede yarattınız. İngilizlerin, “gölge forvet” diye tabir ettiği bir oyun yapısına sahipsiniz. O parlak döneminizde de saha içinde özgür bir oyun anlayışınız vardı. Kendinizi en rahat hissettiğiniz oyun sistemi nedir?

“Cevabı çok zor bir soru benim için. Altyapı eğitimini alırken santrfor olarak oynamaya başladım ancak o bölgede biraz yavaş bir gelişim gösteriyordum. Bu nedenle de forvetten defansif orta saha pozisyonuna çektiler beni. Oradaki ikili mücadelelerden daha az etkileneceğim için bu bölgede daha iyi bir performans sergileyebileceğimi düşündüler. Bu durumun da beni olumlu yönde etkilediğini düşünüyorum çünkü bir hücum futbolcusu mantalitesiyle o mevkide oynarken, yapmam gerekenleri ve almam gereken aksiyonları da bilerek oynuyordum. Tottenham’a gittiğimde Teknik Direktörümüz Pochettino, beni forvet arkası pozisyonunda oynatmak istediğinde santrforun ne düşüneceğini tahmin etmeme yardımcı oldu altyapı tecrübelerim. Zaten o bölgeden başlayarak farklı pozisyonları deneyimleme fırsatım olmuştu. Santrforun arkasında oynarken, onun gibi düşündüğüm ve yapacağı koşuları, alacağı pozisyonları da tahmin edebildiğim için yarattığı boşlukları değerlendirmek benim için çok daha kolay oldu. Arkada oluşan boşlukları analiz edebilmek çok kolay oluyordu haliyle o bölgede alacağım aksiyonlar konusunda iyiydim. O dönemler çok fazla skor yaptım, skor katkısında bulundum ama altı ya da sekiz numara pozisyonlarında oynarken de her zaman oynadığım futboldan çok keyif alıyordum. Ben futboldan keyif alıyorum. Bu yüzden hem savunma hem de hücum ağırlıklı oynarken her ikisinden de gayet mutluyum. Futbolda yetişirken de her iki duruma da adapte olarak yetiştiğim için saha içinde iki tarafta da çok keyif alıyorum. Maç esnasındaki oyun anlayışınız da tabii ki rakibe göre şekilleniyor biraz. Top ya sizde ya da rakipte daha fazla oluyor. Topun çoğunlukla bizde olduğu karşılaşmalar benim için daima daha zevkli oluyor tabii. Ve fakat savunma yapmamız gereken bir karşılaşmada, doğal yeteneklerimle bunu da yapabileceğimi biliyorum. Sekiz ya da on; her ikisini de oynamaktan keyif alıyorum.”

– Kafanız yukarda futbol oynama alışkanlığına sahipsiniz ve tüm futbolculuk özelliklerinizin yanında belki de bu saha içinde işinizi en çok kolaylaştıran etkenlerden biri. Oyunu çok kolay okuyabiliyorsunuz. Peki, bunun size bir sorumluluk da getirdiğini düşünüyor musunuz?

“Evet, ancak sorumluluk almak benim için hiçbir dönemde sorun da olmadı. Kendi oyun tarzım, bencil olmayan bir oyun stili zaten. Bir destek, yardım gerekiyorsa şayet saha içinde, ben de orada olmak ve yardımcı olmak istiyorum elbette. Kaldı ki bu şekilde bir futbolcu olmak istiyorsanız, etrafınızda olanlara hâkim olmak zorundasınız ancak bir yandan da futbol, bir takım oyunu. Bu yüzden maç içinde olan her şey herhangi bireysel bir durumun sonucunda olmaz; bir bütünün sonucunda gerçekleşir. Haliyle saha içindeki tüm takım arkadaşlarınızın ayrı ayrı sorumluluklar alması gerekir; sonucu iyi de olsa, kötü de olsa. Bu sorumluluk alma durumu da benim için hiçbir zaman bir sorun teşkil etmedi. Yapmam gereken ve severek yaptığım bir durum.”

– Ve tabii, “Tottenham’ın altın çocuğu!” Bir yandan da gelecek vaat eden futbolcular listesinde hep zirvede gördüğümüz isminiz. O parlak dönem ve genç yaşta elde ettiğiniz başarılar size neler hissettiriyordu?

“Fazlasıyla heyecanlı hissediyordum. Nihayetinde çok gençtim. Saha içinde değil sadece, saha dışında da çok gençtim ve öğrenmem gereken, deneyimlemem gereken birçok şey vardı. Üstelik sadece bir futbolcu olarak değil, insan olarak da tecrübe etmem gereken birçok şey vardı. Bu yüzden saha içinde ve saha dışında olan pek çok durumda göz önünde olmuştum o dönemlerde ve fakat yine aynı süreç, benim bir insan olarak olgunlaşmamı ve büyümemi de sağlayan süreçti. Saha içinde bir futbolcu olarak da birçok şey öğrendim tabii ki. Bu öğrendiklerimi de insanlarla ve genç futbolcularla paylaşıp, onlara da öğretmek adına hayatımın bazı noktalarında daima kullanıyorum. Ancak o dönemler başarabileceklerim ya da mümkün olan şeyler benim için sahiden sınırsızdı ve gerçekten eğlenceli zamanlardı da aynı zamanda.”

– Oyun stilinizi hiç bilmeyen birine tek cümleyle anlatmak istesem, “Ronaldinho’nun gösterişli futbolu ve Gerrard’ın hiç pes etmeyen stilinin bir sentezi” derim. Peki, sizin için tarzınıza etki ettiğini düşündüğünüz ya da henüz küçük yaşlardan itibaren izlemekten keyif aldığınız isimler kimler?

“Teşekkür ederim, şahane bir soru bu benim için çünkü tam olarak bu iki isim. Bu mevki itibarıyla en büyük iki futbolcu benim için Ronaldinho ve Gerrard’dır. Steven Gerrard’ı özellikle milli takım özelinde izlemek de çok bambaşka bir duyguydu kendi adıma. Başarıya aç, tutkulu bir futbolcuyu izlemek benim için çok büyük bir örnek teşkil ediyordu o dönemlerde. Ronaldinho’nun ise sahada kendini ifade etme ve betimleme şekli bambaşkaydı. Oynarken, kendi karakterini de tanıyabiliyordunuz. Sadece futbolculuğunu yansıtmıyordu; hayata bakış açısını, saha dışındaki karakterini de gösteriyordu futbolseverlere. Bu iki isim sahiden izlerken oldukça keyif aldığım ve her zaman örnek aldığım futbolculardı. Bu yüzden sizden bu yorumu duymuş olmak da beni fazlasıyla mutlu etti.”

– Beşiktaş ile anlaşmaya vardıktan sonra teknik direktör Valerien Ismael ile neler konuştunuz?

“Teknik direktörümüzle aramızda sahiden şahane bir diyalog geçti. Hedeflerimi ve isteklerimi ona aktarabilmek benim için çok önemliydi. Onun fikirlerinin de benimle örtüşüyor olması aynı derecede çok önemli elbette. Kendisiyle konuştuktan sonra da olmam gereken yerin Beşiktaş olduğu daha da netleşti zihnimde. Kaldı ki geldikten sonra da kendimi, konuştuğumuz gibi ifade etmemi istedi. Bu da oldukça değerli bir durum tabii ki. Aynı zamanda ikimizin de hedefleri var ve bu da önemli bir detay. Geldiğimde gördüğümse; benim, takımın ve teknik direktörümüzün zihinleri, istekleri çok örtüşüyor. Ben de buraya bir şeyler kazanmaya geldim elbette. Aynı zamanda buradaki insanlara da neler yapabileceğimi göstermeye geldim. En başından itibaren bana çok güvendi, o güveni hissetmek de benim için çok önemli.”

– İkonikleşen gol sevincinizden de bahsetmek isteriz tabii. Anlamı neydi?

“Dünya Kupası döneminde takım arkadaşlarımdan birisi o hareketi göstermişti. Dünya Kupası bitti ve arkadaşlarımla kendi aramızda o hareketi yaz boyunca tekrar etmeye devam ettik çünkü kimileri yapabiliyordu, kimileri yapamıyordu. Haliyle eğlenceli oluyordu. Sonrasında yaz bitti, bir maçta gol attım ve o hareketi yaptım. Ardından ikonikleşti ancak benim için sadece arkadaşlarıma eğlenceli bir mesaj gibiydi.”

– Ve sonra tüm dünya yapmaya başladık… İlk birkaç seferde yapamadığım için de bir hayli hırslandığımı hatırlıyorum bu arada.

“Evet, tüm dünya yapmaya başladı sahiden. İlk değilsin inan ki. O dönem sosyal medya üzerinden de etrafımdaki diğer insanlardan da birçok mesaj alıyordum, “Nasıl yapıyorsun, bize de öğret, çok zor bu hareket” şeklinde. Bana kalırsa taktiğini fark ettiğinde çok zor değil ancak evet, yapamayanlar da hâlâ var.”

– Biraz da Beşiktaş’a dönelim istiyoruz… Kariyeri için yeni bir kıvılcım arayan isimler adına hep çok doğru bir adres oldu kulübümüz. Formamızı giydiğiniz iki karşılaşmada da performansınızı keyifle izledik. Beşiktaş’a neler katmak istiyorsunuz? Kulübümüzle ilgili geleceğe dönük hedefleriniz var mı?

“Şampiyonluk! Buraya gelmeden önce, Beşiktaş’ın benim için ne denli harika bir tecrübe olacağını tahmin etmiyordum. Geldiğimden beri burada gördüğüm bu sevgiyi ne tahmin etmiştim ne de hayal etmiştim. Bu da bana çok anlam ifade ediyor. Bu sevginin karşılığında kendimi rahat hissedebileceğim ve vermek istediğim tek geri dönüş taraftarlara bir şampiyonluk armağan etmek olacaktır. Ancak bu şekilde bunun karşılığını verebilmiş hissederim. Şampiyonluk haricindeki herhangi bir ihtimal de benim için hedefe ulaşılmış bir durum olarak kalmayacak zihnimde. Bu yüzden kesinlikle şampiyon olmak istiyorum ve haliyle zor geçeceğini bilmeme rağmen tüm sezonu müthiş bir merakla deneyimlemek istiyorum.”