Reformu hiç böyle dinlemediniz! İbrahim Kahveci’den çok konuşulacak ‘ekonomi reform’ yorumu!

Reformu hiç böyle dinlemediniz! İbrahim Kahveci’den çok konuşulacak ‘ekonomi reform’ yorumu Ünlü ekonomi gazetecisi İbrahim Kahveci, ekonomideki son tabloyu özetledi. polemikhaber’de her hafta yorumlarıyla yer alacak olan Kahveci, ilk söyleşisinde Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifasından, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın reform çıkışına kadar birçok konuda çarpıcı tespitlerde bulundu. ABD’deki koltuk değişimini hatırlatan Kahveci, ekonomideki olası gelişmeleri de yorumladı… İşte Kahveci’nin ağzından Erdoğan’ın reform çıkışının perde arkası… 

Ekonomi 10.12.2020, 11:21 10.12.2020, 11:21
Reformu hiç böyle dinlemediniz! İbrahim Kahveci’den çok konuşulacak ‘ekonomi reform’ yorumu!

polemikhaber’in youtube kanalında her hafta yorumlarıyla yer bulacak olan Kahveci ilk söyleşisinde şu çarpıcı tespitlerde bulundu:
 

 


*Bu(reform) söylentilerin Maliye Bakanı'nın ayrılmasıyla aslında alakası yok. Aynı tarihlerde tesadüf eden Amerika'daki seçimler ve seçim sonuçları, Türkiye'nin de sayın Cumhurbaşkanı bunu ifade etti: Küresel değişimlere ayak uydurmak. Küresel değişimlere ayak uydurmanın iki unsuru vardı burada. Bir tanesi dışarıdaki Amerikan seçimleri. Başka bir değişim yoktu. İkincisi, Türkiye’de imaj olarak vermeye çalıştıkları ama ben buna inanmıyorum, Berat Albayrak'ın Merkez Bankası operasyonuyla yüz otuz milyar dolarlık Merkez Bankası kaynaklarının satmış olması ve Merkez Bankası'nın eksi döviz rezervine geçmiş olması. 
 
*Sayın Cumhurbaşkanımızın bundan haberinin olmaması ile kasada para olmadığını öğrenip, kasada para olmayınca da yabancının parasına ihtiyaç duyduk. Sonra aklımıza reform geldi. Tabiri caizse bu söylemlerin hepsi ciddi şekilde soru işareti içeren samimiyet içermeyen, gerçekten Türk halkına yönelik bakışın ne kadar farklı niyetli olduğunu, daha farklı cümleler kullanırdık ama bu mevcut sistemde farklı cümleleri kullanınca biliyorsunuz Türkiye'de gerçekten herkes çok zor duruma düşebiliyor. Hapse giren, gözaltına alınan, sorgulanan bir sürü gazeteci var. Böyle bir ortamda Türkiye gerçeklerini ifade etmek zor. 
 
‘ERDOĞAN’IN BİLMEMESİNİN İMKANI VAR MI?’
 
*Şimdi Türkiye'de döviz rezervinin ekside olduğunu sayın Cumhurbaşkanı'nın bilmemesinin imkanı var mı? Hayır. Yani aşağı yukarı iki yıldır bunu dile getiren çok sayıda ekonomist var. Bunlardan bir tanesi de bendim. Çok sayıda ekonomist, Merkez Bankası'nın hoyratça kullanıldığını, milletin dövizinin tekrar millete satıldığını avazı geldiği kadar bağırdılar. Koca Türkiye Cumhuriyetinde ekonomi kadrosu bu insanlara hain deyip durdu. Cumhurbaşkanının bu durumdan haberi olmasının imkanı var mı? Eğer imkanı yoksa zaten vahim bir durum var. O zaman Türkiye Cumhuriyeti devleti yönetilmiyor demektir. İkincisi ABD’deki yönetim değişimi biz reformu hakkı demokrasiyi para ve Amerika'daki seçimlere mi bağlı yapacağız?
 
 SAMİMİYET VURGUSU

*Yani burada samimiyet ve ülke yönetimine yönelik liyakate dayalı bir kadro imajının veya algısının olması gerekir. Bakıyorsunuz hangisi var? Hiçbiri yok. Berat Albayrak'ın sadece Merkez Bankası'nın kasasını boşaltması değil, parasal genişlemeden gelen nakitleri nereye harcadığı da önemli. Herkes Merkez Bankası'nın sattığı dövizlerin üzerinde odaklanıyor. Bu dövizler nereye satıldı? Bu dövizlerin önemli bir kısmı yabancının yurt içindeki varlıklarını satıp dışarıya çıkmasında uygun fiyatlardan döviz aldı ve çıktı. Geriye kalanı da yerliler aldı. Yerli mevduatlarına baktığımızda ciddi bir artış görüyoruz. Bu artışlarla beraber değerlendirildiğiniz zaman Türkiye'de bir güvensizlik oldu. 
 
*Güvensizliğe dayalı bir ekonomik ortam oluştu. Bu ekonomik ortamın sonuçları da yüksek işsizlik, fakirlik, yoksulluk olarak topluma yansıdığını görüyoruz. Millet intihar ediyor, açlık, sefalet, yoksulluk, kuyruklar almış başı gidiyor. Biz reform yapalım. Niye? Çünkü koltuğumuzu tutalım. Niye? Efendim parasal genişlemeden de doğan paraların büyük bir kısmını hazine garantili müteahhitlere aktardık. Hadi bunu da örtelim. Böyle bir yönetim olmaz. Bir kere yönetim samimiyeti yok. Maalesef faturayı millet çekiyor ve çekmeye devam ediyor. Bir nokta daha söylemek istiyorum: Peki vatandaş bundan şikayetçi mi? Yani Türkiye'nin kötü yönetiminden doğan ekonomik sıkıntılardan, bu ekonomik sıkıntıların vatandaşın üzerinde yansımalarından şikayetçi mi? Bir örnek vereceğim: Kamu özel işbirliği projeleri olarak yapmış olduğumuz köprüler var, hepsi müthiş pahalı. Bunlara ödenen hazine garantileri çok yüksek. Sadece Osmangazi Köprüsü'nün özelinde söylüyorum. Sadece bir yıllık hazine garantisi 650 milyon dolar. Zaten geçen araçlarda ücretin yarısını vatandaş, yarısını hazine ödüyor. Çünkü 45 doları kurla çarptığımız zaman çok yüksek rakam ediyor. 
 
RAKAMLARDAKİ ÇELİŞKİLER
 
*Oradaki geçiş ücreti 117 lira. Bunların açıklarını kapatmaya yönelik olarak, 2016 yılından beri İstanbul'un içerisindeki birinci ve İkinci Köprülerin geçiş ücretleri, 3.40’dan 10.75’e çıkarıldı. 2019 seçimlerinde 8.75 seviyesindeydi yanlış hatırlamıyorsam. Üç kata yakın zaman olmuştu. Ama bunlara rağmen belediye seçimlerine baktığınız zaman arada çok küçük bir fark vardı. Yani vatandaş 3 lira ödediği köprüye 10 lira ödemesini fazla dikkate almadı. 2015 Haziran seçimlerinden sonra seçimlerde iktisadi etkenler ağırlığını kaybetti. Beka sorunu, yerli millilik sorunu, dünyaya meydan okuyoruz, bağımsız güç olacağız söylemleri ülkenin ekonomik gerekçelerle seçime gitmediğini gösteriyor. Bunu da köprü zamlarında, belediye seçimlerinde gördük. Belediye seçimlerinde dahi yerli ve milli söylemleri ön planda oldu. Halk, yerli ve milli söylemini daha fazla dikkate alıyor. 
 
İKTİDARA GELMEMİŞ CHP SUÇLANIYOR
 
*Yani vatandaşı görüyorsunuz sokakta, cebinde ekmek alacak parası yok ama bunun sebebi olarak tabiri caizse uzun yıllardır neredeyse tek başına hiç iktidara gelmemiş CHP’yi suçlayabiliyor.  Hükümet böyle bir algıyı vermiş, bu da müthiş bir başarı bence. Yani hiçbir iktidara gelmeyen CHP'nin bütün suçların müsebbibi olarak gösterebilmek ve bu sayede de muhafazakar tabandan oy alabilmek. 
 
İSLAM İNANCININ ETKİLERİNİ CİDDİ ŞEKİLDE TARTIŞMAMIZ GEREK
 
*Türkiye'deki İslam inancının insanlar üzerindeki etkisi noktasında da ciddi bir şekilde tartışmamız gerekir. Mesela AK Parti üzerinde özellikle muhafazakarların partiye üye olması, bu sayede çocuklarına ve yakınlarına iş bulması, maddi imkan elde etmesi… Bundan yirmi yıl önce baktığınız zaman bu insanlar hak, hukuk, adalet konusunda çok titiz olan insanlar devleti ele geçirdikten sonra KPSS’de 100 puan alanın yerine 51 puan alan benim evladım işe girsin ama yüz puanı alan CHP'li birisi elensin, girmesin. Bunu hak görebiliyor. Dolayısıyla İslam inancının şekil değiştirdiğini görüyoruz Türkiye’de. Çünkü insanlar tabiri caizse inançları üzerinden günahlarını temizlemeye çalışıyorlar. Bunun da tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Yani gerçekten hak, hukuk noktasında iktidarın başkalarının vermiş olduğu vergilerle nimetler dağıtması ve bunları yiyenlerin de hiçbir hakka hukuka bakmaması Türkiye'de ciddi şekilde sosyolojik inceleme gerektirdiğini düşünüyorum. 
 
 REFORM İÇİN KANUN İHTİYACI YOK
 

*Sürekli reform yapacağız diye açıklamalar yapılıyor ama Türkiye'de reform için kanun ihtiyacı yok. Türkiye'de yazılı kanunların birçoğu yeterli. Hatta neredeyse tamamı yeterli. Aynı kanunlarla ve anayasayla ülke çok demokratik şekilde yönetilir. Türkiye'de sorun, kanunlara uyma sorunudur, ahlak sorunudur. Türkiye'nin kaderi iki dudak arasındadır. Bir bakıyorsunuz, reform yapacağız diyorlar sonra bir bakıyorsunuz ki farklı sesleri ekranlara taşımaya çalışan kanallara RTÜK üzerinden ağır cezalar geliyor. Yani Türkiye'de reform kelimesi iki dudak arasındadır, iki dudak arasındaki karara bağlı, veya onun alınacağı ruhsal duruma göre Türkiye'nin yönetim şekli ortaya çıkıyor. Eğer bir gün sinirlendiğin zaman, ey dediğin zaman, bütün reformların hepsi çöpe gidiyor. Ne kadar kanun yaparsanız yapın yani Türkiye'de yazılı kanunlar reformlar hepsi vardır. Bugün yerli yatırımcının davranışlarına baktığımız zaman, yerli yatırımcı reform sözlerinin hiçbirine inanmamıştır. Hala yabancı bir para mevduatları hızla artmaya devam ediyor, kasım ayı içerisinde söylüyorum, artmaya devam ediyor. Yabancı açısından bakıyoruz: Yabancıya belli güvencelerin verildiğini düşünüyorum. Türkiye'de yabancı yatırımcının son bir ayda arttığını görüyoruz. 
 
SICAK PARA GİRİŞİNE DİKKAT
 
*Yaklaşık olarak 1.8 milyar dolarlık sıcak para girişi oldu ülkeye. Bu paranın da bir milyar doları hisse senedine geldi. Yani vurgun için geldi. Kalan 800 milyon dolar da iç borçlanma sebeplerini ve özel sektör tahvillerine geldi çünkü faizler yükseldi. Şu anda kredi faizleri yüzde yirmi sınırında. Tahvil faizleri yüzde on dört on beş seviyelerinde. Buraya geldiğini görüyoruz ama burada da fazla bir geliş yok. Diğer taraftan bazı ekonomistlerin ifade ettiği gibi Türkiye'ye swap yoluyla 7 8 milyar dolar civarında para geldiği de söyleniyor ama swap yoluyla geldiyse bu zaten tefeci faizi ama Türkiye'ye yabancı yatırımcının reform sözcüğüne güvenip geldiğine dair bir işaret yok, doğrudan yatırım filan. Bu konuda baktığınız zaman bırakın doğrudan yatırımı, borç para bile vermiyorlar neredeyse. Bugün Türkiye'de hazineye, yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yabancının borç para verirken aldığı faiz, özel sektör şirketlerine borç verirken aldığı faizden daha yüksek. Yani Türkiye'de bir özel sektör şirketi, devletten daha güvenceli yabancı gözünde. Türkiye Cumhuriyeti'nin düşürülmüş olduğu durumu görebiliyor musunuz? Yani özel sektör şirketi daha düşük faizle borçlanabiliyor çünkü daha güvenilir. Devletin güvenilirliği neden yok? Devlet iki dudak arasında yönetiliyor. Bunun karşılığında reform sözcükleri falan bunlar yazılı olanların hükmünün olmadığını önemli olanın ana sistemin ve kişilerin olduğu bir durum. Ekonomide bir şeyin düzelmesi bekleniyorsa iki şeyin değişmesi gerekiyor: Birincisi, sistemin değişmesi gerekiyor. Bu sisteme kimi getirirseniz getirin. Bir yıl, iki yıl çok iyi olabilir ama bütün güçlerin tek bir kişiye verildiği bir sistem insanın nefsine aykırı bir sistem. Yani kimi getirirseniz getirin. Bir süre sonra nefsi gider bu sistemle. 
 
MEVCUT KADROLARLA DÜZELMEZ
 
*İkincisi de kadro. Efendim mevcut kadrolarla sistemi değiştirdik. Hiçbir şey düzelmez çünkü bu kadroların dünya piyasaları dahil, Türkiye dahil inandırıcılığı noktasında hiçbir güvenceleri kalmamıştır. Mevcut sistemi değiştirirseniz bile. mevcut kadrolarla devam ettiğinizde Türkiye'de hiçbir şey değişmez. Onun için de iki şey söylüyorum: Bir: sistem değişmeli, iki: kadrolar değişmeli. Hatta şöyle söyleyelim: Mevcut sistemde kadrolar bile değişse Türkiye çok daha iyi olur. Bunu boş koltuk teorisinde gördük. Berat Albayrak koltuğu bıraktı. Berat Albayrak'ın boşalttığı koltuk henüz dolmamışken, Türkiye’nin finansal göstergeleri daha düzgün oldu. Bu, Türkiye’de mevcut yönetimin kalitesi boş koltuktan daha aşağıda kalmıştır. Boş koltuk Türkiye ekonomisi için daha olumlu sonuç verdi. Bu acı bir durumdur. Türkiye keşke boş koltuktan kurtulsa, pozitif eylem yapan bir yönetim kadroları iktidara gelse, Türkiye'nin alacağı durumun ne olacağını hayal bile edemeyiz. Bugün Amerika'da bilanço büyüklüğü 7 trilyon dolara ulaştı. Avrupa'da merkez bankası 7 trilyon Euro’ya ulaştı. Tabiri caizse özellikle Avrupa para kaynıyor. Bankaya para götürüyorsunuz. Banka, bana para getiriyorsan ben bu paradan para keserim diyor. 
 
 TÜRKİYE TEDARİK ZİNCİRİ İÇİN EN MUHTEŞEM ÜLKE
 

*Böyle bir ortamda Türkiye, bir yabancı sermaye çekme potansiyeli çok yüksek. İkincisi, pandemiyle beraber bütün dünya tedarik zincirinin bir bölgeye yığılmasının hatalı olduğunu anladı. Bugün dünyada tedarik zincirine yönelik yeni pozisyonlar alınmaya başlanacak. Avrupa için Türkiye, tedarik zincirinde üretim merkezi olabilecek en muhteşem ülkedir. Bugün dünyada beyaz eşya üretiminde Çin’den sonra ikinci sıradayız. Hatta dört günde İstanbul'dan Ankara'ya varan yeni trenimiz beyaz eşya için Çin’e gidiyor. Bu kadar fazla otomotiv üretimleri, markası olmasa bile üretimi çok güçlü. Yirmi yıl önce Çin’i iyi hatırlayın: Markayı bırakın kalite bile yoktu. Çin bugün marka bile oluşturdu. Biz yirmi yıl önce Çin'den çok daha kaliteliydik. Bugün aynı kaliteyi sürdüremiyoruz, markaya hiç yaklaşamadık. Eğer Türkiye bugün yeni bir yönetim tarzı ve yeni yönetim kadrolarıyla marka ve kaliteye yönelik yüksek teknolojiyle katma değere odaklanırsa ki bütün muhalefet partilerinin de bu konuda çok ciddi çalışmaları var. Bugün *Türkiye'de kişi başına ücret geliri ortalama 3 bin 5 yüz lira, bu felaket bir şey. Maksimum üç yıl içerisinde Türkiye'de ortalama ücret 8-10 bin liraya çıkar. Yani insanların alım gücü iki kat artar. Tabiri caizse şöyle söyleyeceğim: Fırsatlarımızın çok yüksek olduğu ama bu fırsatlara rağmen sadece bir kişinin siyasi koltuk şeyiyle beraber Türkiye yokluğa mahkum bir şekilde yaşıyor. 

Söyleşi: İsmail Cömert - Kameraman: Boran Kılıç


 

Yorumlar (0)
19
açık