İstanbul’un en görkemli ve gizemli mekanı: Yerebatan Sarnıcı

İstanbul’un en görkemli ve gizemli mekanı: Yerebatan Sarnıcı Dünyanın en gizemli su deposu Yerebatan Sarnıcı, suyun içinden yükselen 336 adet sütunu, efsanevi ters Medusa başı ile 1500 yıllık tarihi boyunca sarayın su ihtiyacını da karşıladı, ünlü sinema filmlerine de ilham verdi. Pandemi nedeniyle ziyaretçilere şu an kapalı olan görkemli yapı, bugünlerde deprem riski tartışması ile gündemde.

Kültür Sanat 18.12.2020, 09:30 18.12.2020, 09:30
 İstanbul’un en görkemli ve gizemli mekanı: Yerebatan Sarnıcı

İstanbul’un en görkemli yapılarından Yerabatan Sarnıcı için tehlike çanları çalıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraklerinden Kültür A.Ş. tarafından işletilen Yerebatan Sarnıcı’nda 4 yıla yakın bir süredir devam eden restorasyon çalışmaları sırasında sütunları birbirine bağlayan gergilerin sütunları tutmadığı tespit edildi. Olası depremde tarihi yapıda ciddi hasara yol açacak sorunun giderilmesi için İBB’nin Koruma Kurulu’na sunduğu statik proje için neredeyse 2 aydır bir karar çıkmadı. İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat tarihi yapı için “Yerebatan Sarnıcı bir an bile bekleyecek durumda değil” uyarısı yaptı. Risk altındaki görkemli yapı, 1500 yıllık tarihinde İstanbul’un su ihtiyacını da karşıladı, ünlü sinema filmlerine de sahne oldu.

SARAYIN SU İHTİYACINI KARŞILIYORDU

Bizans İmparatoru I. Justinianus (527-565) döneminde yaptırılan Bazilika Sarnıcı, suyun içinden yükselen mermer sütunlar sebebiyle halk arasında “Yerebatan Sarnıcı” olarak isimlendiriliyor. Bizans döneminde, imparatorların yaşadığı  büyük sarayın ve bölgedeki diğer sakinlerin su ihtiyacını karşılayan Yerebatan Sarnıcı, İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından 1453 yılında fethinden sonra bir süre daha kullanılmış ve padişahların yaşadığı Topkapı Sarayı’nın bahçelerine su sağlamak için kullanılmış. Osmanlılar’ın şehirde kendi su sistemini kurmasının ardından sarnıç kullanım dışı kalmış.

16. YÜZYILDA YENİDEN KEŞFEDİLDİ

Sarnıç, 1544-1550 yıllarında Bizans kalıntılarını araştırmak üzere İstanbul’a gelen Hollandalı gezgin P. Gyllius tarafından yeniden keşfedilerek Batı dünyasına tanıtıldı. P. Gyllius,  Ayasofya civarında dolaşırken, evlerin zemin katlarında bulunan kuyu benzeri yuvarlak büyük deliklerden ev halkının aşağıya sarkıttıkları kovalarla su çektiklerini, hatta balık tuttuklarını öğreniyor. Büyük bir yeraltı sarnıcının üzerinde bulunan ahşap bir binanın duvarlarla çevrili avlusundan, yerin altına inen taş basamaklardan elinde bir meşaleyle sarnıcın içerisine giren Gyllius, sarnıcı sandalla dolaşarak ölçülerini alıp sütunlarını tespit ediyor. Gördüklerini ve edindiği bilgileri seyahatnamesinde yayımlanan Gyllius, birçok seyyahı da etkiliyor.

BAKANLARI TAŞI ÇEVİREN MEDUSA

Sarnıcın en dikkat çeken bölümü kuzeybatı köşesindeki iki sütunun altında kaide olarak kullanılan iki Medusa Başı. Roma Dönemi heykel sanatının şaheserlerinden olan Medusa başlarının hangi yapılardan alınıp sarnıca getirildiği bilinmiyor. Araştırmacılar, Medusa başlarının sarnıcın inşası sırasında  sütun kaidesi olarak kullanılması amacıyla getirildiklerini düşünüyor. Ancak Medusa Başı hakkında zaman içinde bazı efsaneler de oluştu. Bir efsaneye göre Medusa, Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgona’dan biridir. Bu üç kız kardeşten yılan başlı Medusa, kendisine bakanları taşa çevirme gücüne sahiptir. Bir görüşe göre o dönemde büyük yapılar ve özel yerleri korumak için Gorgona resim ve heykelleri kullanılırdı ve sarnıca Medusa başının konulması da bu yüzden. Başka bir efsaneye göre ise  Medusa, siyah gözleri, uzun saçları ve güzel vücudu ile övünen bir kızdı. Medusa, Zeus'un oğlu Perseus’u seviyordu Athena da Perseus’u seviyor ve Medusa’yı kıskanıyordu. Bu yüzden Athena, Medusa'nın saçlarını yılana çevirdi. Artık Medusa’nın baktığı herkes, taşa dönüşüyordu. Daha sonra Perseus, Medusa’nın başını kesti ve onun bu gücünden yararlanarak pek çok düşmanını yendi. Buna dayanarak Medusa Başı, Bizans’ta kılıç kabzalarına işlenmiş ve sütun kaidelerine bakanların taş kesilmemesi için ters olarak yerleştirilmişti. Bir rivayete göre de Medusa, yana bakıp kendisini taşa çevirmiştir. Bu yüzden buradaki heykeli yapan heykeltraş, ışığın yansıma açılarına göre Medusa’yı üç ayrı konumda yapmıştır.

ÜNLÜ ZİYARETÇİLERİ OLDU

İstanbul bu gizemli mekânını bugüne kadar ABD eski Başkanı Bill Clinton'dan Hollanda Başbakanı Wim Kok'a, İtalyan eski Dışişleri Bakanı Lamberto Dini'den İsveç eski Başbakanı Göran Persson'a ve Avusturya eski Başbakanı Thomas Klestil'e kadar birçok ünlü isim ziyaret etti.

ÇOK İZLENEN FİLMLERE SAHNE OLDU

Yerebatan Sarnıcı’nda birçok yabancı sinema filmini de sahne oldu. Tom Hanks'in başrolünü üstlendiği Dan Brown’un çok satan romanından uyarlanan “Cehennem”, Russell Crowe'un yönetmenliğini ve başrolünü üstlendiği Çanakkale Savaşı’nı Avustralyalı babanın gözünden anlatan” Son Umut” ve Hong Kong yapımı aksiyon filmi olan Jackie Chan’ın başrolünde yer aldığı “Altın Yumruk İstanbul”da bu filmlerden bazıları .“Cehennem” filminin çekimlerinin bir kısmı Tarihi Yarımada’da gerçekleştirilirken, hareketli sahnelerin çekimlerinden dolayı sarnıcın zarar görmemesi için bir benzeri, Budapeşte’ye platosu kurulmuştu. Filmin gösterimi girdiği 2013 yılında Yerebatan Sarnıcı’nın ziyaretçi sayısı rekor kırmıştı. Ünlü bilgisayar oyunu “Assassin’s Creed” ve “Storm Front”un yapımcısı olduğu macera oyunu “Byzantine: Sırlar Labirenti”nde sarnıç ana mekânlardan biri olarak canlandırılmıştı.

336 SÜTUN VAR

Sarnıç; uzunluğu 140 metre, genişliği 70 metre olan dikdörtgen biçiminde bir alanı kaplayan, dev bir yapı.  Toplam 9 bin 800 metrekare alanı kaplıyor ve 100 bin ton su depolama kapasitesine sahip.  52 basamaklı taş bir merdivenle inilen  sarnıcın içerisinde her biri 9 metre yüksekliğinde 336 sütun bulunuyor. 4.80 metre aralıklarla dikilen sütunlar, her biri 28 sütun içeren 12 sıra meydana getiriyorlar.  Sütunların başlıkları, yer yer farklı özellikler taşıyor. Sarnıçtaki sütunların köşeli veya yivli biçimde olan birkaç tanesi hariç büyük bir çoğunluğu silindir biçiminde. Sarnıcın ortasına doğru kuzeydoğu duvarı önünde yer alan 8 sütun, 1955-1960 yıllarında yapılan bir inşaat sırasında kırılma tehlikesine maruz kaldığı için kalın bir beton tabaka içine alınarak dondurulmuş ve bu yüzden eski özelliklerini kaybetmişler.

1987’DE ZİYARETE AÇILDI

Sarnıç,  günümüze kadar çeşitli onarımlardan geçirildi. Osmanlı İmparatorluğu Dönemi'nde iki defa onarılan sarnıcın ilk onarımı 3. Ahmet zamanında (1723) Mimar Kayserili Mehmet Ağa tarafından yapıldı. İkinci onarım ise Sultan 2. Abdülhamid (1876-1909) zamanında gerçekleştirildi.  Cumhuriyet Dönemi'nde sarnıç, 1987'de İBB  tarafından temizlenip bir gezi platformu yapılarak müze olarak ziyarete açıldı.
 

Yorumlar (0)
23
açık