YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhuriyet’e verdiği röportajda yeni çözüm süreci, çerçeve yasa, demokratikleşme, gazilerin talepleri, CHP’deki gelişmeler ve dış politikaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Çerçeve yasaya verilen oyların parti içinde farklı görüşlere yol açmasını değerlendiren Özel, YENİ Parti’nin tutumunun “ilkesel” olduğunu savundu.
Özel, yıllardır terör sorununun TBMM çatısı altında çözülmesini savunduklarını belirterek, “Bir terör örgütü silah bırakıyor. Bundan sonra çatışma olmayacak gözüküyor. Ülkeyi yönetmeye talip olan bizler PKK’nin silah bırakmasına nasıl ‘Hayır’ diyeceğiz?” ifadelerini kullandı.
Çerçeve yasadaki tutumuzla ilgili eleştiriler oldu. Bunları nasıl değerlendirirsiniz?
Partimizin tutumu ilkesel bir tutum. Yıllardır bu meselenin Meclis’te çözülmesini istiyoruz. Bir terör örgütü silah bırakıyor. Bundan sonra çatışma olmayacak gözüküyor. Bu sürecin en büyük karşıtı olan MHP başlangıcı ifade etti. Ülkeyi yönetmeye talip olan bizler PKK’nin silah bırakmasına nasıl “Hayır” diyeceğiz. O yüzden bu konuda ilkesel olarak “Evet” demek durumundayız. Bu ihtimalin karşısında yer alınmaz, tarihsel olarak. Elbette eleştirilere hak veriyoruz. Genel olarak itirazlar bize bu kadar çok kötülük yapılırken, antidemokratik uygulamalar varken “evet” denmesi.
Terörün bitmesine herkes “evet” deniyor. Ama bu süreç samimi mi? “Hayır” diyorlar. Biz ülkeyi yönetme kararlılığında olanlar olarak duygularla değil, ilkelerle davranmak zorundayız. Bu meselenin bir güvenlik bir demokratik bir de kalkınma boyutu var. İşin kalkınma meselesi açısından da önemli bir nokta. Demokratikleşme adımlarının mutlaka atılması gerektiğini düşünüyoruz. Esas olarak da bu durumun bir kalkınma fırsatı yaratacağını düşünüyoruz. Çünkü terör karşısında 2 trilyon gibi bir para harcadık. Terör olduğu için kazanamadıklarımız da var. “Ülkeyi yöneteceğiz” diyen bir partinin çok geniş bir perspektiften bakması gerekiyor. Ama milletvekillerimize kendi illerinin hassasiyetine bakmasını söyledik. Ona göre karar verdiler. 35 milletvekili “evet”, 54 milletvekili “hayır” oyu verdi.
Bu durumdan rahatsız mısınız?
Hayır, hiç değilim. Aksine bu rakamlara yakın bir durum bekliyordum. Arkadaşlarımıza kapalı grup öncesi “91 milletvekillerimizin görüşlerini toparlayın, yazın” dedim. Sonrasında kapalı grubu yaptık. Gördüm ki grubun coğrafyalara göre çok farklı söyledikleri var. Böyle olunca “Arkadaşlar, size taahüdüm, lider suntasının olmadığı, grup kararlarının gerekli olmadıkça alınmadığı, herkesin rahat siyaset yapacağı, birlikte siyaset üreteceğimiz bir parti olacağız. Herkes kendi temsil ettiği yerlerin hassasiyetine göre hareket etsin” dedim. O yüzden durumdan memnunum. Çıkan sonuç, YENİ Parti’nin yeni siyaseti açısından önemli bir sonucun başarıyla atlatılması. Çünkü grupta da herkes “Doğru karar verdik” diyor. “Evet” veren de “Hayır” veren de “Saha bizi anladı” diyor.
Kamuoyunda “YENİ Parti, iktidarın, AK Parti’nin bir projesine ‘evet’ dedi” algısı var. Bu sizin özgün bir kararınız mı?
Komisyon fikri zaten savunduğumuz bir fikirdi. YENİ Parti’nin yeni siyasetinde doğruya “doğru”, yanlışa “yanlış” demek var. Bugün silahların bırakılmasıyla ilgili bir düzenleme yapmak doğru bir iştir, buna “evet” demek lazım. Ama bu komisyon raporunun 6. kısmıdır. 7. kısmına da sahip çıkılması gerekir. Orada kayyım uygulamalarının kaldırılması da var, tuhaf tuhaf yasalarla gazetecilik mesleğini tehdit eden yasalarla ilgili düzenlemeler de var. Terörün bitmesi, silahsızlanma konusunda “evet” oyu verdik, demokratikleşmenin mücadelesini vereceğiz. Yapmayıp kaçtılar. Olabilir mi? Olabilir. Devamında “Eyvah, AK Parti bizi kandırdı, keşke ‘evet’ demeseydik” demeyeceğiz. Yeni iktidarımızın ilk 150 günü o demokratikleşme paketini hayata geçiririz. “Cumhur 6. maddeyi yaptı, 7 YENİ’ye kaldı” deriz. İnanmadığımız bir işe girmeyiz. Ama iktidar olduğumuzda da PKK’nin silah bırakması için bir çabaya girecektik zaten. Şunu da görüyorum. AK Parti bunu yaparken türlü hesapları vardı. Onun için bazen durağan bir süreç oldu. Onlar İmralı’ya gitti, biz gitmedik. Gittiklerini “Röntgen çektiriyoruz” diyerek gizlemeye çalıştılar. Bazen gizli, bazen utangaç oldular. Biz çok nettik. “Komisyona gireriz” dedik. Girdik. “İmralı’ya gitmeyeceğiz” dedik, gitmedik. Rapora “evet” oyu verdik. Yasada da ilkesel olarak “Evet” oyu verdik ama endişeleri duyarak grubu serbest bıraktık.
Demokratikleşme adımlarından söz ettiniz. Bunu açabilir misiniz? Mesela DEM Parti “Eşit yurttaşlık” konusunu anayasaya etnik unsurların girmesi gibi algılıyor. Ana dilde eğitim, “Türk” sözcüğünün çıkarılması gibi algılıyor. Siz “Demoratikleşme” deyince ne anlıyorsunuz?
Komisyona verdiğimiz rapor çerçevesinde anlıyoruz. Kendi programımızda ana dilin hak olduğu zaten var. Ama bu işin bir anayasa değişikliğine evrilmemesi gerektiğini başından beri söylüyoruz. İlk başta tüm siyasi partiler de bu açıklamayı yaptı. Eşit yurttaşlık meselesini sadece etnik ve mezhepsel değil; bir ekonomik eşitlik, fırsat eşitliği ve bugün ortaya çıkmış eşitsizlilere sert ve anlamlı müdahalelerin yapılması açısından anlıyorum. Esas vergi vermesi gerekenler verginin yüzde 11’ini veriyor. Mesela buna müdahale edilmeli. Büyük servet sahiplerinin miraslarında yoksulların payının olduğunu düşünen bir şekilde anlıyorum. Aynı şekilde Kürt’ün de Alevinin de kendini bu devlete ait hissetiği bir eşit yurttaşlık anlıyorum. Eşit yurttaşlık meselesinin etnik ve mezhepsel boyutunun dışında hem ekonomik hem de sosyolojik boyutunun tartışılması en çok Kürt gençlerini de bu devlete bağlayacak bir mesele olarak görüyorum. Eşit yurttaşlığın üniter devletin teminatı olacağını düşünüyorum. Kimseyi geride bırakmayan bir devlet anlayışı.
Terörist ele başı Abdullah Öcalan’ın kamuoyuna yansıyan bazı ifadeleri oldu. Size yönelik de sözleri ve “Demokrasinin yolu Silivri’den değil İmralı’dan geçer” ifadeleri vardı. Bunları nasıl yorumlarsınız?
İmralı heyeti bizi böyle bir görüşmeden haberdar etmedi. Devlet kanalından da bir şey gelmedi. Bir yerlerden bir şeyler sızdırılıyor. Manipülasyon potansiyeli yüksek bir noktadayız. İmralı heyeti daha önce partileri ziyaret ediyordu, bu sefer 1 Ağustos görüşmesi sonrası birkaç partiyi ziyaret etti. Bizden bir randevu istemediler ve bana böyle bir şeyden bahsetmediler. O yüzden meseleyi radarıma almadım. Ama genel olarak ben demokrasinin yolunu cezaevlerinden, şehirlerden değil; TBMM’den geçiririm. Şu cezaevinden geçmez, buradan geçer değil; eğer demokratik bir cumhuriyet olacaksak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden, sandıktan geçer.
Etimesgut ve Menderes belediyesinde çıkan tablodan sonra butlan yönetimindeki CHP’yi Cumhur İttifakı ortağı olarak görüyor musunuz?
Orada kalan arkadaşların Cumhur İttifakı’na sellektör yaptıklarını görüyoruz. Ama onların varlığı Cumhur İttifakı’nın beklentisini karşılamadı. CHP’yi karpuz gibi ortadan ikiye ayırmak istiyorlardı. Ama söylediğimiz gibi onlarda karpuzun sapı kaldı. Belediyelerde olan bir suçüstü hali. Neyin ne olduğu görülüyor. Bu kadar güçlü bir toplumsal destek almışken, zorla elimizden alınan partinin atanmış yönetiminin tutumunu analiz etmeyi çok istemiyorum.
Gündemin en sıcak konularından biri gaziler. Güvenpark’tan çıkartıldılar ve çok kötü görüntüler ortaya çıktı. Bu konuda neler söylersiniz?
Bu ülkenin gazileri ve şehit aileleri bunu hak etmiyor. Ülkenin gazisine ve şehit ailesine sahip çıkılmıyor. Terörden dolayı ceza almış kişilerle ilgili bir takım düzenlemeler yapılıyor. Bu düzenlemeler yapılırken gaziler ve şehit ailelerinin beklentilerini karşılamayacak, çok cılız düzenlemeler yaptılar. Madem terör bitiyor; şu an eylem yapan arkadaşların temsil ettiği kitle 6 bin kişi. Ve onlara asgari ücretin altında ödemeler yapılıyor. Hiçbir haktan yararlanamıyorlar. Protezlerinin en ucuzu ödeniyor. Madem ordu profesiyonel askerliğe yöneldi, bu kadar büyük bütçelerin içinde talepler hiçbir şey değil. Ama yapmadılar. Terörün sonlandırılması umuduyla yapılan düzenlemelerin toplumda alacağı desteğe en büyük engel, orada ortaya çıkan görüntüler. Terörle mücadelede kolunu, bacağını kaybetmiş kişinin sorununu çözmeden atılan her adım toplum vicdanında bu sürece desteği düşürüyor. Numan Kurtulmuş’a bir çağrıda bulunuyorum. Gazi Meclis’in gazilerin sesini duyması lazım. Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırması lazım. Genel görüşme açılabilir, ilgili komisyon çalışabilir. Ellerinde verilmiş kanun teklifleri var. Biz defalarca kanun teklifi verdik. Meclis Başkanı tarafsız kişiliğiyle bu adımı atmalı.
Mekke Anlaşması hem iç politika hem dış politika açısından önemli. Bir bölge yapılanması gibi gözüküyor. Bir yandan da Batı’dan uzaklaşma gibi duruyor. Nasıl değerlendirirsiniz? Batı’ya “Bizi yalnız bırakmayın” çağrınız vardı. Buna dönüşler oldu mu?
Biz Batı’ya kendimiz için bir çağrı yapmıyoruz. Türkiye ile kurdukları ilişkilerin sağlıklı olması için çağrıda bulunuyoruz. Demokratik olmayan komşuyla bir istikrar, sürdürülebilir bir istikrar olmaz. Türkiye’yi demokratik zemine davet etmek, ilkeli ittifaklar kurmak lazım. Merkel gibi “Al Euro’yu, tut Suriyeli’yi” yapmak doğru bir ittifak değil. “Sen iktidarını sürdür, ben Türkiye’deki antidemokratik gelişmelere göz yumayım” ilkeli bir ittifak değil. Türkiye’ye lig düşürttüler. Siz Batı’nın Mısır’a, Libya’ya insan hakları eleştirisi yaptığını duyar mısınız? Onlar başka bir ligte. Türkiye eskiden eleştiriler alan ama Batı ittiakının parçası olan bir ligteydi. Türkiye, Tom Barrack’la birlikte Ortadoğu’nun bir parçası olarak görülüyor. Avrupa da bizi göçü engelleyen bir tampon bölge olarak görüyor. Esas sorun bu. Dünyada eskiden örgütlerle vekalet savaşları yapıyorlardı. Şimdi örgütleri ülkelere dahil edip, bizim burada yaşananlar da farklı değil, bölgelerde takımlar kuruyorlar. Türkiye’yi Pakistan ve Suudi Arabistan ile bir takım yaptılar. Üzerine de söz ettiğiniz anlaşmayı yaptılar. Tek yaprak bir anlaşma, muhattaplar da “Meclis’ten geçmesine gerek yoktur” diyor. Altına “Suudi Arabistan’a saldıran Türkiye’ye saldırmış kabul edilecek” yazmışlar. Böyle bir anlaşmanın Meclis’ten geçmeden yürürlülüğe girmesi mümkün değil. Trump’ın gönlüne göre, Barrack’ın çizdiği çerçevede oluşturulmuş ve kurumsal siyaseti, Meclis’i dışlayan bir anlaşma. Türkiye’nin güvenliği açısından da riskler barındırıyor. Trump’ın gönlüne göre Suudi Arabistan ve Pakistan’la “Kardeşime tekme atana benden bin tekme” anlaşması yapacak bir ülke değiliz.