Gündem

Reklamcılıkta bir devrin sonu ve diplomaside vizyon farkı: Faruk Atasoy’un ardından

Eski Reklamcılar Derneği Başkanı Faruk Atasoy’un vefatı üzerine Dr. M. Fethi Ağalar tarafından kaleme alınan yazı; Manajans günlerinden Prag’daki diplomasi başarılarına, THY’nin Slovenya hattındaki stratejik hatalarından vizyoner devlet adamlığına uzanan derin bir muhasebe sunuyor.

Abone Ol

Türk reklamcılığının duayen isimlerinden Faruk Atasoy’un kaybı, sadece bir sektör paydaşının vedası değil, aynı zamanda bir nezaket ve bilgi birikimi döneminin de kapanışını simgeliyor. Eli Acıman’ın tedrisatından geçen, "olana ve bilene satmayı" maharet sayan Atasoy’un anılarıyla başlayan bu analiz; Türkiye’nin Çekya’daki ticari ve diplomatik zaferlerini, Egemen Bağış dönemindeki stratejik başarıları ve bugünün THY yönetimindeki vizyon eksikliklerini mercek altına alıyor. Prag’daki büyük projelerin arka planından Slovenya’daki hava yolu rekabetinin risklerine kadar, devlet yönetiminde "satranç oyuncusu" titizliğinin önemi bir kez daha gün yüzüne çıkıyor.

İşte Dr. M. Fethi Ağalar kaleme aldığı yazı;

Dünkü gazetelerde Reklamcılar Derneği, eski başkanlarından Faruk Atasoy’un öldüğünü verdiği bir ilanla duyurdu. Bu ilan beni eskilere götürdü.
Faruk Atasoy; İstanbul’un en şaşaalı ve elit okullarından biri olan Alman lisesini bitirdikten sonra yüksek okul eğitimini ülke siyasetinin merkezi olan Mülkiye mektebinde-Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi- tamamlamıştı. Bir yanda İstanbul kültürü ve Alman eğitimi, öte yanda o günlerde ülkenin kalbi olan Mülkiye, tam birbirlerine ters iki kültür ve yaşam. Faruk her ikisini de temsil ederdi.
Kendisini, ülkemizde reklam ve tanıtım nedir diye bilinmezken, genel müdür olarak çalıştığı “Manajans” reklam ajansında tanıtım. Manajans, Eli Acıman tarafından kurulmuş Zincirlikuyu’da bugün Aygaz merkez binası olarak hizmet veren o günlerin en değerli iş merkezinde ofisleri olan ve bu alanda ülkemizde çığır açan bir kurumdu. Faruk, yapı olarak kravatı takım elbisesi ve tavırları ile hiç reklamcıya benzemezdi, o kurumda dışarıdan hizmet veren bir muhasebeci, idareci görünümündeydi.
Reklam dünyası denilince akla ilk gelen ve alandaki en büyük usta olan “Eli Acıman” tarafından genel müdürlük görevi verilen Faruk’la yaptığınız iş tartışmaları, teorik ve pratik çalışmalar sırasında onun değerini anlar ve çok takdir ederdiniz.
Temsil ettiğim Manajasans’ın en büyük müşterilerinden birisi adına kendisi ve ekibi ile yaptığımız toplantılar sırasında o günler için bu sektörde çok zor bulunan bir özelliği ortaya çıkardı. Bildiği iki dil ile dünyayı takip eder, konu ile ilgili her türlü kitabı okur ve her soruya cevap verebilirdi. Çok konuşmaz, gerektiğinde konuya dahil olur konuşması ile size bilgi birikimini gösterirdi.
İngiltere’den bildiğim ve denetimlerini yaptığım sırada finansal başarılarına şahit olduğum BBDO reklam ajansını anlatınca “üstad, bize de Milli Savunma Bakanlığına hizmet verebilme şansı verseler, biz onların kat be kat önüne çıkarız” sözü hep aklımda kalmıştır. Hakikaten o şirketin başarısı ve birinci sıraya yerleşmesi 80’li yıllarda yaptığı “dünyayı bedava gezmek ve üstüne para almak isterseniz bize katılın” kampanyasına dayalıydı. İngiliz ordusuna asker alabilmek için yaratılan bu slogan büyük ilgi görmüş ve şirketi bir numara yapmıştı. Dünyanın bir çok bölgesindeki İngiliz askeri üstlerinde çekilen resimlerle yapılan kampanyayı Faruk çok iyi incelemişti “olmayana, görmeyene satmak maharet değil, olana ve bilene satmak maharettir”demişti.
Yaklaşık kırk yıl sonra, iki sene önce beni arayarak ziyaretime geldi, bir projesini anlattı. Projeyi bir dostuma sunmuş ve kendisi ile bire bir görüşmede çok pozitif cevap almasına rağmen sonra hiç ses çıkmadığından şikayet etmişti. Kendisine göre dostuma bu konuda danışmanlık yapan bir hoca çekemediği için onun ve bir çok yeteneğin önünü kesiyordu.
Çay kahve sohbetimiz sonrası konuya müdahil olamayacağımı söylediğim zaman çok üzüldü. Ben iş ve dostluk konusundaki hassasiyetimi anlatarak özür diledim ve benim için dostluğun önemini anlatarak, kendim dışında kimse için hiç bir dostum ve arkadaşımı aramadığımı anlattım.
Rahmetli pek mutlu olmadı ve o günden sonra tekrar aramadı.
Bilgisi, kültürü, kişiliği ve eğitimi ile reklamcılık dünyası için çok büyük bir kayıp, Allah rahmet eylesin, ruhu şad olsun.

Nostalji sonrası biraz iş, biraz dedikodu yapalım. Bundan beş yıl önce Çekya’da çok büyük bir projeye imza attık. Ülkemiz ile Çekya arasındaki büyük bir problemi çözdük ve ülkemize çok iyi şartlarda çok büyük bir tesisi çok iyi fiyata mal ettik.
Bu çalışmamız sırasında bir çok kez Prag’a gittim geldim. Bu proje sırasında ülkemizi o günlerde Prag’da temsil eden Büyükelçimiz Egemen Bağış beyi tanıma fırsatı buldum. Kendisini tanımak demek, bugünkü Başbakan o günlerin gözden düşmüş muhalefet lideri Andrej Babis’i de, o günlerin Başbakanı Petr Fiala’yı da tanımak demekti.
Egemen Bağış için her alanda Türkiye önemliydi, İhsan Sabri Çağlayangil döneminde kiralanan elli yıllık eski binadan Çek Dışİşleri Bakanlığı ile olan sıcak ilişkileri sayesinde kiraladığı yeni Büyükelçilik binasına onun döneminde taşınıldı.
Belki Cumhuriyet tarihinin Çekya’daki en önemli ve en başarılı büyükelçisiydi. Tanımadığı siyasetçi, tanımadığı iş insanı yoktu.
Projeyi tamamladığımız gün Büyükelçilik Rezidansında verdiği akşam davetine Çek Ekonomi Bakanlığı ve Çek Export Bankası tepe yönetimi ile birlikte ülkenin en büyük şirket ve kurumlarının tepe yönetimleri katılmıştı.
O yemekteki davetlilerden biri de EY Denetim ve Danışmanlık şirketinin ortaklarından biri olan David Zlamel’di. Dostluklar ve ilişkiler bu ülkede bir çok fırsatı ülkemiz iş insanlarının önüne sundu. David Zlamel o bölgenin en büyük Havayolu olan “Smartwings” şirketinin Pegasus’a satışında satılan şirketin danışmanı olarak imza atan yetkilidir.
Nereden, nereye…
Egemen Bağış’ın dönemindeki Ticari Ateşemiz Berat Demirci Cörüt’ün emekleri ve katkılarını anlatmazsak yanlış yapmış oluruz. Projemiz boyunca bize verdiği destek ve Çekya’da bizim gözümüz ve kulağımız olması en büyük avantajımızdır.

Egemen Bağış sonrası ne oldu derseniz, gidin görün derim.
Büyükelçilik, bir çok ülkede olduğu gibi sıradan, olağan bir devlet dairesi oldu.
Egemen bey gibi bir Büyükelçi’nin atanacağı bir Çin, bir ABD ile ilişkimiz ne olur derseniz, ticari olarak bugünün üç misli bir başarı, politik ve siyasi kazanım da on misli olur derim.

Bugün Türkiye’nin Avrupa Birliğindeki en büyük destekçisi Çekya ve Çek Başbakanı Andrej Babis. Muhalefet döneminde halkın nabzını tutarak iktidara geleceğini bilerek onun ile ülkemiz arasındaki ilişkiyi en üst seviyede tutan ve desteklenmesini sağlayan Egemen Bağış’ın önemini size nasıl daha iyi anlatabilirim bilmiyorum.
Ben buna vizyon derim, tabii bugünkü Büyükelçimiz ne yapabilir bilemiyorum.

Buradan vizyon eksikliğine geçelim isterseniz.
Geçen hafta içinde Slovenya’ya gittim. Son dönemde sık sık gittiğim için orada edindiğim dostluklarım sayesinde iki milyonluk ülkenin devlet yönetiminde etkili bir çok kişiyi tanıma ve dost edinme şansım oldu.
Ülkeyi dünyaya bağlayan havayolu Türk Hava Yolları. İki hafta önce Afrika’ya giden devlet protokolü bizim hava yolumuz ile uçtu, bir ay önce Finlandiya’ya giden bir sporcu grubu bizim hava yolumuz ile uçtu. Kime sorarsanız sorun bizimle uçuyor, servis ve yemek konusunda herkes çok mutlu ve memnun.
Sorun uçaklar…
Belki elli kez yazdım, geçen hafta gittiğim uçak da geldiğim uçak da oldukça eskiydi Zaten THY bu hatta kullandığı eski uçakları ile, Business Class yolcuları ile kabin memurlarını bir birine düşürmeyi başarmış konumda. Geçen ayki seferim sırasında Suudi bir yolcu hiç günahı olmayan kabin amirine demediğini bırakmadı, bu seferde Çin’e uçmakta olan Sloven yolcu hostese ağzına geleni söyledi.
Uçaktaki koltuklar eski, sınıf farkı ve internet yok. Ama biletler “business” diye satılıyor.
Söylenecek söz yerine Sloven Hükümetinin bizim Havayolunun bu şımarık tutumu ve vurdum duymazlığı karşısında ne yaptığını anlatayım. Bu bilgiyi elde ettiğim beyefendinin Sayın Sloven Cumhurbaşkanı ile olan dostluğu nedeni ile doğruluğundan emin olunuz.
İki ay önce resmi olarak yapılan Katar ziyareti sırasında, Sloven Hükümeti Katar devletine ”gelin size ülkenin ikinci büyük kenti olan Maribor havaalanını verelim ve siz burayı Avrupa Birliğinde “hub-havaalanları merkezi” yapın önerisini götürdü.
Günde yazın üç uçak, kışın iki uçakla gelen yolcuların 80%’inin transit olduğu bir hatta yaşanan gerçekler.
Ne vizyon var, ne devletimizin olan bitenlerden haberi var.

Yukarıdaki Çekya bir gerçek, Slovenya ise ikinci gerçek.
Yazımı bitirirken bir konuya açıklık getirmek isterim. THY’nın başında bulunan Prof. Dr. Ahmet Bolat beyi tanımam. Aynı Üniversitede ders verdiğimiz kardeşlerden Prof. Dr. Ömer Bolat beyi tanıyanlar ve bilenler ne kadar değerli, kıymetli, kültürlü olduğunu bilirler, insanlığı ve dostluğu açısından herkes için çok değerlidir.
Ahmet hocanın aynı yapıda olduğunu biliyoruz, havayolu konusunda ise ülkemizin en iyi yetişmiş ve konusunu en iyi bilen yöneticisi olduğu kesin.
Sorun kadroları olabilir, hoca biraz kadroya baksa, biraz daha iç denetime önem verse derim.
Bugün dünyanın serviste en iyisi olan THY. Üzerine bugün Avrupa’da hava yolu yok, bundan şüpheniz olmasın.
Seviyeye dikkat edelim, düşürmeyelim.
Lütfen biraz dikkatli planlama biraz daha stratejik bakış.

Vizyona gelince;
Çekya’da; Muhalefette iken Babis’in iktidara geleceğini görerek hareket edenler,
Slovenya’da; Katar’a yapılan havaalanı teklifinden haberi olmayanlar..
Dışişleri biraz zor meslek, saat tanımayan, ilişki yoğun ve tamamen satranç oynar gibi planlanması ve oynanması gereken bir meslek.