Uzman Psikolog Tuğba Masalcı, Polemik Haber'e özel açıklamalarda bulunarak Türkiye'de yükselen şiddet olaylarını değerlendirdi. 

Ankara'da istek şarkı bahanesiyle katledilen  müzisyen Onur Şener olayı örneği üzerinden değerlendirmeler yapan Masalcı, toplumsal öfke patlamasının sebeplerinden birisi olarak siyasi kutuplaşmayı gösterdi.

Toplumdaki öfkenin temel sebebi nedir? sorusuna Masalcı, "Toplumun genelinde; ülke genelindeki siyasal  kutuplaşmanın verdiği gerginlik, ekonomik sorunlar, hukukun uygulanışındaki eksiklikler gibi sebeplerden dolayı mutsuzluk ve stres durumu son zamanlarda özellikle kendini gösteriyor. Bu da hayatın olağan akışı içerisinde ki en küçük anlaşmazlıkların ve memnuniyetsizliklerin tartışma ve kavgaya  dönüşmesine sebebiyet veriyor" yanıtını verdi.

Masalcı'nın ilgili röportajı şu şekilde:

Atatürk Havalimanı’nda kazılar sürüyor Atatürk Havalimanı’nda kazılar sürüyor

1- Son dönemde şiddet haberleri ayyuka çıktı. Sizce daha önceki dönemlerde de bu kadar öfkeli bir toplumduk ve sosyal medya bunu ortaya mı çıkardı? Yoksa son yıllarda mı bu kadar öfkeliyiz?

Sosyal medya konvansiyonel medyaya göre daha hızlı bilgi akışına ve bilginin yayılımına sebep olduğu için haberlerin insanlar arasında yayılımı kolaylaştı. Eskiden gazete, tv, radyo gibi yayın organları aracılığıyla,  üzerinden belirli bir süre geçtikten sonra duyulan haberler, şimdilerde neredeyse saniyeler içerisinde yayılıyor. Tabi bu haberler editöryel bir süzgeçten geçmediği, ileticinin subjektif yorumlarıyla paylaşıldığı için ve mutlaka taraflı olduğu için doğruluğuna dair bir takım soru işaretlerini barındırdığı da bir gerçek. Ancak belli bir dezenformasyon payına rağmen biz şiddet olaylarından eskiye nazaran çok daha haberdarız. 

2- Toplumdaki öfkenin temel sebebi nedir?

Toplumun genelinde; ülke genelindeki siyasal  kutuplaşmanın verdiği gerginlik,  ekonomik sorunlar, hukukun uygulanışındaki eksiklikler gibi sebeplerden dolayı mutsuzluk ve stres durumu son zamanlarda özellikle kendini gösteriyor. Bu da hayatın olağan akışı içerisinde ki en küçük anlaşmazlıkların ve memnuniyetsizliklerin tartışma ve kavgaya  dönüşmesine sebebiyet veriyor. Üzülerek söylemeliyiz ki, insanlar şiddete başvururken daha önceden yaşanmış benzer durumlardaki cezasızlıktan ciddi bir cesaret buluyor ve "nasılsa başıma bir şey gelmez" duygusu ile hareket ediyor. 

Toplumsal huzursuzluğun yanında bireysel anlamda da insanlara kendilerini kötü, eksik,  başarısız ve umutsuz hissettiren bir başka faktörün de, sosyal medyanın bize dayattığı güç başarı ve güzellik algısı olduğunu söylemek mümkün.
İnsanların gün içerisinde neler yaptığı, bir durum karşısında hangi fikirlere sahip olduğu konusunda çok fazla bilgiye sahip oluyoruz ve sosyal medya, insanlara hayatlarını etkinliklerle doldurma gerekliliği hissini vermek ile birlikte, hep daha iyisi var düşüncesini oluşturuyor .  Sosyal medya insanların hayattan ne amaçladıklarını unutmasına, sürekli kendilerini bir başkası ile kıyaslamasına da sebep oluyor. 

İnsanın duygusal gelişiminin oluşması için öncellikle kendi farkındalığını oluşturması gerekiyor. Fakat sosyal medya yüzünden insanlar kim olduklarına değil, kim olamadıklarına yoğunlaşıyor. 

Tüm bunlar insanların sadece kendisine karşı değil, herkese ve her şeye karşı da bir öfke yaratmasına ,kendisini sürekli çaresiz ve özgüvensiz hissetmesine sebep olmak ile birlikte çevreye karşı da tahammül seviyesini azaltıyor.  Kısaca sosyal medya , öfke için sebepler yaratmada son derece iyi olan, ancak insanlara onunla ilgili yapıcı bir şey vermede son derece kötü olan  bir dünyadır.

3- Öfke patlaması ülkemize mi özel? Dünyada da benzer bir durum var mı?

Son yapılan değerlendirmelerde, öfke probleminin dünyada da bir problem olduğunu ancak Türkiye gibi, sosyo- ekonomik seviyesi;  halen ‘gelişmekte olan ülkeler’ sınıfında  yer alan ülke toplumlarında öfke probleminin daha yüksek olduğunu ortaya çıkartmıştır. 

4- Çocuk yaşta eğitim, öfkenin önlenmesi konusunda ne derece önemli?

Öfke, her ne kadar doğal bir duygu olsa da, yönetilemediğinde bireyler son derece ciddi sorunlar yaşayabilirler. Bireyler öfkelerini nasıl yöneteceğini ise, çocukluk döneminde öğrenir. Okul öncesi dönemde alınan eğitim ve karşılaşılan model örnekleri, yetişkinlikte sergilenen öfke davranışlarının da önemli belirleyicileridir. Çocuklar nerede nasıl davranacaklarını, iyiliği, öfkeyi nasıl kullanacağını; anne, baba, bakıcı ve diğer aile bireylerinden öğrenir. Bu yüzden, çocukluk evresinde bir çocuğun öfkesinin nedenlerini anlamak  ve onu nasıl kullanacağını öğretmek ,  çocuğun kişiliğinin oluşmasına, öfkesini kontrol etmesini sağlamasına ve iyilik davranışlarını geliştirmesine sebep olacaktır. 

5- Yöneticilerin üzerine düşen görev nedir?

Psikoloğun kim olduğu, meslek alanına nelerin girdiği ülkemizde halen belirlenmemiş olduğundan, psikoloji biliminin eğitimin en başından itibaren tam olarak ne olduğunun kavramsal olarak öğretilmesi gerekiyor. Psikoloji, davranışları ve zihinsel süreçleri inceleyen bir bilim dalıdır. Topluma psikolojinin  bağımsız bir bilim ve meslek alanı olduğunun aşılanması için psikoloji meslek yasasının düzenlenmesi gerekmektedir .

Yöneticilerin vatandaşların neye ihtiyacı olduğunu kavraması için psikoloji biliminin uygulanmasını devlet politikası haline getirmesi gerekiyor.

6- Neden psikolojik destek almak bir ayıpmış gibi karşılanıyor?

Bunun bir çok sebebi vardır;

1. İnsanlar, başkaları tarafından yargılanabilecekleri, alaya alınabileceklerini düşündükleri için  tedavi almaktan korkuyorlar ve sonuç olarak bir çok insan teşhis edilmemiş  ruh sağlığı bozuklukları ile mücadele etmek ve de yaşamak  zorunda kalıyor.  

2. Günlük duyguları tanımlamak için “depresyon" ve “OKB ( obsesif kompülsif bozukluk)” gibi terimlerin gelişigüzel kullanılması,  zihinsel sağlık koşullarının önemsizleştirilmesine sebep oluyor. Bu da gerçekten  ruhsal bozuklukları yaşayan bireylerin, yardıma ihtiyaçları olduğunu anlamalarını engelliyor. Bu kişiler bu ihtiyacı hissedip psikolojik destek almaya kendilerini ikna ettiklerinde dahi çevre tarafından anormal olarak yaftalanma  korkusundan destek almaktan vazgeçebiliyorlar.

3. “Psiko" "şizofreni" "bipolar"  gibi  terimleri  (bireylere argoda veya günlük kullanımında  hakaret  amaçlı kullanılageldiğinden) kullanan kişiler genellikle ağzından çıkan bu sözlerin zararsız olduğunu düşünüyorlar. Ancak gerçek şu ki,  bu tür şakalar terapi ve ruhsal hastalıklar ile ilgili bilgiler konusunda yanlış algılar oluşturuyor. Bu yanlış algılar da bireylerde, korkuya, endişeye  ve utanca sebep olduğundan, ihtiyacı olan kişilerin terapi almasını engelliyor.

4. Terapinin sadece deli insanlar için olduğu gibi bir düşünce sebebiyle de insanlar psikolojik destek almaktan çekiniyor. Terapi insanlara, daha özgüvenli ve duygusal olarak dengeli bir yaşam sürmek için gerekli araçları ve teknikleri verir ve bu teknikler günümüzde her insan için önemlidir.