Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, Türkiye’nin en büyük gölü olan Van Gölü’nde suların sığ bölgelerde 2 kilometreye kadar çekildiğini belirterek, Edremit, Erciş ve Muradiye kıyılarında eski iskeleler, kaleler, tarihi yapılar ve mikrobiyalitlerin gün yüzüne çıktığını söyledi.

İzmir Seferihisar’da orman dışı alanda yangın
İzmir Seferihisar’da orman dışı alanda yangın
İçeriği Görüntüle

Yaklaşık 17 bin kilometre karelik kapalı bir havzaya sahip olan Van Gölü’nün merkezinde 3 bin 700 kilometre karelik göl bulunuyor. Havza, 23 küçük ölçekli alt havzadan oluşuyor.

"Artık bir metreyi aşan bir alan kaybı gözlemliyoruz"

Prof. Dr. Alaeddinoğlu, 2024-2025 döneminde dünyada ortalama sıcaklığın 1.6 dereceye çıktığını, bunun da 2030 yılı tahminlerinin öne çekilmesine neden olduğunu ifade etti. Alaeddinoğlu, "1.5 olarak varsaydığımız eşik değerinin aşıldığını görüyoruz. İklim değişikliğinin bütün sonuçları Türkiye'nin tamamında yaşıyoruz. Dolayısıyla Van Gölü havzasında da benzer bir durum yaşanıyor. Burada ısınmaya bağlı olarak göldeki su buharlaşıyor. Geçmişle kıyasladığımız zaman meydana gelen buharlaşma en az 2, 3 kat daha fazla. Havzadaki göllerin alan kaybetmesine neden oluyor. Geçmişte yarım metreler civarında bir su kaybı olurken artık bir metreyi aşan bir alan kaybı gözlemliyoruz" dedi.

Alaeddinoğlu, eskiden kış ve sonbahar aylarında düşen kar yağışlarının yerini artık sağanak yağmurlara bıraktığını ve bu durumun yeraltı su kaynaklarını olumsuz etkilediğini belirterek, "Düşen sağnak göle dökülüyor. Biz gölün beslenme yapısına baktığımızda yüzde 30'unun yer altı sularından beslendiğini görüyoruz. Göl büyük ölçüde bunu kaybetti. Mevsimlerde yaşanan sorunlar başladı, kayma söz konusu. Eskiden Temmuz- Ağustos kurak olarak sayılırken bu sene hiç yağış almadı" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Van Gölü 3 bin 700 kilometre karelik bir alana sahip ve 400 metrelik de derinliği var. Dolayısıyla Van Gölü'nün ortadan kaybolması, yok olması mümkün değil. İnsan kullanımına uygun olan bir tatlı su olsaydı muhtemelen o riskten korkabilirdik ama gölün suyu sodalı ve tuzlu. Ancak gölün çevresindeki alan kayını biz ilerleyen yıllarda çok daha net bir şekilde göreceğiz. Çünkü örneğin, 2030 yılı için öngörülen ortalama sıcaklık değişimin biz bugünden kaydediyoruz ve önümüzdeki yıllarda meydana gelecek artış 6 ve üzeri olmasından söz ediliyor ki bu korkunç bir rakam. Bu durum her şeyi derinden etkileyecek. Kuraklık virüs gibi bir şeydir. Kuraklık mı Kovid mi deseniz kuraklık çok daha büyük bir tehdittir. Bu konu üzerinden geleceğin inşa edilmesi gerekiyor. Bizim de artık sadece 'gelecek yıl ne olacak' diye düşünmekten çıkıp en azından 20-30 yıllık planlamalar yapmamız gerekiyor. Burada yaşayan 1,2 milyon insanın içme ve kullanma suyunu karşılayacak adımları atmamız gerekiyor."

(ANKA)