Modern tıbbın gelişiminde askeri kurumların oynadığı kritik rolü Dan Gross ve Prof. Dr. Bhaven Sampat’ın son makalesi üzerinden değerlendiren Dr. M. Fethi Ağalar, Türkiye’nin Hıfzısıhha ve askeri hastane mirasının önemine dikkat çekti. Yazısında, gümüş ve altındaki fiyat artışlarının rastlantı olmadığını, bunun arkasında yatan sanayi talebi ve ABD’nin borçlarını altın rezervleriyle sıfırlama stratejisini analiz eden Ağalar, Türkiye’nin dış müdahalelerle durdurulan yerli üretim hamlelerini yeniden başlatması gerektiğini vurguladı.
İşte Dr. M. Fethi Ağalar‘ın yazısı:
Geçtiğimiz hafta Amerika’da yayınlanan bir makale çok ilgi çekti, birçok bilim dergisinde yayınlandı. Akademi, medya ve iş dünyasından çok olumlu geri dönüşler aldı.
Ekonomist ve araştırmacı Dan Gross ve Johns Hopkin Üniversitesi Ekonomi kürsüsünden Prof. Dr. Bhaven Sampat tarafından yazılan makale:
“The Therapeutic Consequences of War: World War 2 and the 20th Century Expansion of Biomedicine-
İkinci Dünya Savaşında Kullanılan Tedavi Yöntemleri ve Bunların 20. Yüzyılda Biyolojik Tıp Alanında Olan Gelişmelere Olan Katkıları” adını taşıyor.
Makalede iki ekonomist hoca ikinci dünya savaşı öncesi savaşlarda hastalıktan ölen asker sayısının muharebede ölenlerden kat be kat üstünde olmasından dolayı Amerikan Hükümetinin asker sağlığını koruyabilmek için kurduğu kurumların tıp ilmine olan katkılarını anlatıyorlar.
Hastalıktan olan kayıpları önlemek için kurulan “Committee of Medical Research-Tıp Araştırma Komiteleri” ile ulaşılan başarılar örnekler verilerek anlatılıyor.
Komitelerin görevi; Üniversitelerden ve Sivil Toplum Kuruluşlarından gelen insan sağlığı ile ilgili görüş ve önerilerin değerlendirilmesi ve askeri alanda kullanılması olarak tarif edilmiş.
İlk başarı Alexander Fleming tarafından 1928 yılında bulunan penisilinin o günlerin küçük bir ilaç şirketi olan Pfizer ile birlikte geliştirilerek 1950 lerde en kuvvetli antibiyotik olarak kullanılmaya başlanması ve o günden bugüne kurtarılan milyonlarca asker ve insan hayatı.
Makale; savaş sonrası bu komitelerin kağıt üzerinde kaldırılmalarına rağmen hükümetin gizli ve dolaylı destekleri ile faaliyetlerine devam ederek bugünlerin modern tıp dünyasına yaptıkları büyük katkıları örnekler vererek doğruluyor.
Makale, bizi, ülkemizin Cumhuriyetinin kuruluş yıllarına götürüyor.
Ankara’da kurulan Hıfzısıhha Enstitüsü ile ülkenin kimseye muhtaç olmadan ve kimsenin oyuncağı ve deneği olmadan üretilen aşıları ile kurtarılan milyonlarca çocuğu hatırlatıyor.
Sonraları başta Ankara Mevki Hastahanesi ve Gülhane Askeri Tıp Akademisi olarak askeri tıp alanında yapılan çalışmaları hatırlatıyor.
Askeri Hastahanelerde yetişen doktorların bilgi ve becerileri çocukluğumuzda ve gençliğimizde Ankara’da devamlı anlatılırdı. Bu kurumlar belirli tedavi alanlarında öncüydüler. Bu kurumlarda yetişen hocaların efsanevi değerleri vardı.
Amerikalılar sözü edilen sistemleri ilk kez kendilerinin uyguladıklarını söyleseler dahi biz onlardan çok önceleri kullanmaya başlamış ve ülkemiz tıbbına büyük katkıları bu kurumlarla sağlamıştık.
Sonrası bu kurumları yine onların dolaylı ayak oyunları sonucu kapattık, kendi aşımızı kendimiz yapmaktan vazgeçerek diğer ülkelerden ithal etmenin ne kadar riskli olduğunu covid ve pandemi döneminde çok iyi anladık.
Gülhane dahil askeri hastahanelerde resim farklı değil, onlar da zaman içinde kapandılar. Askeri hastahane ve sağlık hizmetlerinin kendi alanlarında araştırma ve geliştirme yapmalarının önemini anlatan yukarıdaki makaleyi bunun için dikkatlerinize sundum.
Sözünü ettiğim kurumların bir an önce faaliyete geçmelerinin ülkemiz için gerektiğine inancım tam.
Attığımız doğru adımları dışarıdan ülkemize yapılan dolaylı müdahalelerle durdurmamız, bizim ülkemizin aleyhine oluyor.
Biz bu kurumları açarak ülkemizin önünü açmak ve kendi yolumuzda yürümek zorundayız.
Aksini uyguladığımızda kaybeden yine biz oluyoruz.
Ekonomiye gelecek olursak;
İki yıl önce İngiltere’nin elli yılı aşan geçmişi ile belirli maden ve mineraller ticareti alanında ihtisas sahibi olan Wogen Resources’un CEO’su ile İstanbul’u ziyareti sırasında yemekte buluştuk. Eskilere dayanan dostluğumuz içinde samimi sohbetimiz sırasında o yılın kendileri için son yılların en karlı yılı olduğunu anlattı.
Firmanın merkezi Londra’da olmasına rağmen, kadrosunun çoğunluğu ana müşterileri ve pazarları olan Çin’de. Çin hükümetinin her kararından ve alacağı tedbirinden önce haber alma maharetleri ile diğer maden ve mineral ticareti yapan devlerden daha yüksek kar elde ediyorlar. Bunu Çin ile elli yıllık ilişkilerine bağlıyorlar.
O yıl başında gerilen Amerika-Çin ilişkileri nedeni ile Çin’in antimon ihracatına yasak koyacağı istihbaratını uygulamadan üç ay önce alıyorlar. Bu üç aylık süreçte yalnız Türkiye’den üç bin ton mal bağlantısı yapıyorlar. Bağlantı yaptıkları dönemde fiyat ton başına 18 bin dolar, yasak konulduktan sonra dünyada fiyat ton başına 50 bin dolara çıkıyor. Şirketin dünya üzerindeki tüm maden bağlantılarını ele alacak olursanız ettikleri karı düşünün…
Konuya değinme nedenim son günlerde dünyayı olduğu kadar ülkemizi her gün meşgul eden altın-gümüş fiyatları. Trump iktidara geldiği zaman tüm ülkelere gümrük vergisi koyacağını açıkladığı günlerde maden fiyatları yine tavan yaptı, çünkü tüm Amerikan üreticileri ve tüccarları bu vergilerden muaf mal ithal etmek için piyasada ne var ne yoksa aldılar ve talep nedeni ile maden piyasaları uçtu.
Bugün altın-gümüş neden artıyor ve nereye gidecek, herkes bu soruyu soruyor.
Dört yıl önce çok sevdiğim bir dostumun arkadaşı nereye yatırım yapayım diye sorduğu zaman gümüş al demiştim. Çünkü son aylara kadar gümüş fiyatları ancak maliyetleri karşılayabilecek seviyedeydi ve bu fiyatlarda üretmek kimsenin işine gelmiyordu.
Madencilik dünyanın en riskli, aynı zamanda en karlı sektörüdür.
Risk uğraştığınız tabiat, toprak, elinizde olan belirli verilere göre harcadığınız milyonlarca dolar. Beklentilerinizin hiç biri doğru çıkmaz, çoğu zaman beklentinin çok altında , ender de olsa üstünde çıkar. Bu arada bu işe girenler dünyanın her bölgesinde ve ülkesinde madencilik deyimi ile “devlet ile aynı yatağa girmek”zorunda kalır. Çevre baskısı, izinler, bölgesel tepkiler, hükümetlerin seçimler sırasında alacağı ilave tedbirler, her an olabilecek kazalar, iş güvenliği, nereden bakarsanız bakın yüksek kar etmeden yapılacak iş, girilecek risk değildir.
Gümüş fiyatları 40 dolardan aşağı indiği noktada gümüş yapılacak iş, görülecek risk değildir. Piyasalar bu fiyatın aşağısına inecek olursa, üretimler hemen durmayacağı için belirli bir süre daha üretimler devam eder, tüm üretim durunca fiyatlar yükselmek zorunda kalır. Bu bir arz-talep dengesidir.
Gümüşün ikinci yükselme nedeni ise kullanım alanlarında olan artıştır. Halk, gümüşü takıdan ve evde bulunan gümüş aksesuarlardan tanırlar. Bu kullanımın yüzde üçünü geçmez, gümüş en etkin olarak elektrik, elektronik alanlarında kullanılır.
Gümüş en etkin iletkendir. Son yıllarda dünyanın en önemli elektrik üretim kaynağı olan “güneş enerjisi” projelerinin temeli olan solar paneller gümüş olmadan çalışamaz. Elektrikli araçların güç kaynağı olan aküler ve onların aracı kontrol eden ve yürüten sistemleri gümüş olmadan çalışamaz.
İşin özeti son dönem gümüş talebinde olan artışa gümüş üretimi ilk başlarda cevap veremediği için fiyatlar uçtu, üretim arttıkça fiyatlar düşecek ama eski fiyatlar artık hayal. Yeni dengeler 45-50 dolardan aşağıda olamaz, olursa kısa süre devam ederek yine aynı seviyelere çıkar. Peki devamı ne olur derseniz, yazının sonunu okuyun derim.
Gelelim altına. Altın basit tarifi ile paranın temelidir. İlk günlerde Amerikan doları, elde olan altın rezervlerine göre basılır ve dolara yatırım yapan ve kullananlar için doların karşılığı bu ülkenin kasasında altın olarak tutulduğu varsayımı ile hareket edilirdi. Tabii bu zamanla hayal oldu, bol bol dolar basıldı, Amerika dünyanın en borçlu ülkesi oldu, ama dolar uluslararası para birimi konumunu kaybetmedi.
Batık bir ülkenin dünyanın para birimi olarak kabul edilen parası, acı ama gerçek.
Fiyat yükselmesinin bence ana nedeni dünyada her sabah bir fırtına çıkaran ve her gün dünyayı sarsan ekonomik ve askeri kararlar ile dengeleri bozarak, istikrarsızlık çıkararak altın fiyatlarını yukarı çeken Amerika hükümeti.
Ellerindeki altın rezervlerinin yeni değerlemeler ile tüm borçlarını kapatacağı noktada altın duracak ve o seviyede devam edecek.
Tüm borç, artan altın fiyatları ile kapandığı noktada, karşınızda tüm borçlarını rezervleri ile karşılayan bir Amerika olacak.
Sizce bundan daha iyi bir model veya çözüm olur mu?
Yazımızı maden ve minerallerin fiyat yapıları” bundan sonra ne olur” ile bitirecek olursak;
Dünyada son yılların yatırım alanındaki yıldızı “elektrik üretimi” önemini kaybetmiş durumda. Amerikanın fosil yakıtlarla devam edeceği kararı, Çin’in fosil yakıtlarla elde ettiği elektrik ve bunlara eklenen rüzgar, güneş, hidrojen kaynakları…
Sonuç; karşınızda bir çok alternatifi olan bir sektör.
Avrupa’nın başını çektiği yasaklar koyarak, enerji darlığı yaratıp rüzgar ve güneş enerjisi alanlarında kendilerine pazar yaratan ve milyarlarca Euro'luk makina parkları ile ekonomilerini ayakta tutanların hayalleri geçen yıl başında yarım kaldı ve ekonomileri yavaşladı.
Yasaklara, politik oyunlara lüzum olmadan yok olmakta olan ve bulunması her gün zorlaşan maden ve mineraller şimdi dünyanın gözdesi oldu ve tüm yatırımlar buraya kaydı.
Fiyat artışlarının ana nedeni bu…
Yalnız gümüş, altın değil, bu dönemin maden ve mineralleri olan bakır, çinko ve kurşun birlikte nadir elementler tüm dünyanın yeni gözdeleri olmaya devam edecekler.
Peki ülke olarak ya biz? Cevabı haftaya…




