Gündem

Dervişoğlu'ndan Erdoğan'a Gazze tepkisi: Ticarete devam edenler kim?

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Sevr’den Büyük Ortadoğu Projesi’ne uzanan stratejilerin sonuçlardır bunlar. Sorarım size, bu insanlık suçuna sebep olan Büyük Ortadoğu Projesi’ni sahiplenenlerin, bu konuda söz etmeye yüzleri ya da hakları olabilir mi?" dedi.

Abone Ol

TBMM Genel Kurulu, "İsrail’in Gazze Saldırısı, Filistin Halkına Yaptığı Soykırım ve Zulüm ile Kıtlık Politikaları ve Bölgede Var Olan Güncel Duruma İlişkin TBMM’nin Bilgilendirilmesi" için TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un çağrısı üzerine olağanüstü toplandı.

Partisi adına konuşan İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'a bilgilendirmeleri için teşekkür etti. Dervişoğlu, Bakan Fidan'a "Lahey’de Netanyahu’ya dava açan, neredeyse çeyrek asırdır AK Parti’nin yönettiği Türkiye Cumhuriyeti değil, Güney Afrika Cumhuriyeti olmuştur. Bu davayı açabilecek hukukçumuz mu yoktu? Sayın Bakan, ben devlet geleneğinden gelmiş, mekanizmanın nasıl işlediğini bilen birisi olarak soruyorum bu davayı açmamaya direnen insanlar mı vardı içeride" sorusunu yöneltti.

Gazze'ye havadan yardım yapan ülkeler arasında Türkiye'nin olmamasına ilişkin de iktidarı eleştiren Dervişoğlu, "Yine soruyorum, uçaklara düşkün olduğunu bildiğim iktidara soruyorum Türkiye 25 yılda bu imkanı elde edememiş midir? Türkiye’nin Gazze’ye havadan insani yardım yapabilecek gücü ve kudreti yok mudur? Yoksa Türkiye’yi yönetenlerin niyeti mi yoktur" diyerek eleştrdi. Dervişoğlu, ayrıca ''Terörsüz Türkiye'' sürecinin ''Barış süreci'' olarak adlandırılmasına ilişkin de "Barış soysuz bir güvercin değildir ki her dala konsun" ifadelerini kullandı.

Dervişoğlu, şunları söyledi:

"Sayın Başkan, siyasi partilerimizin saygıdeğer genel başkanları, muhterem milletvekilleri ve aziz milletim. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Bugün burada sadece Gazze’yi değil, insanlığın vicdanını konuşuyoruz. Bugün burada sadece ölen çocukları değil, susan dünyayı konuşuyoruz. Ve bugün burada sadece İsrail’in zulmünü değil, o zulme ortak olan sessizliği konuşuyoruz. Gazze’de yaşananları, vicdansızlık, ahlaksızlık, barbarlık, canavarlık, katliam, soykırım, trajedi gibi kelimelerle tanımlamak ve bununla yetinmek hiç kimseyi sorumluluktan kurtarmaz. 21'inci yüzyılın dünyasında, hangi dinden, hangi milletten, hangi görüşten, hangi kimlikten olursak olalım, yaşananları engelleyemeyen tüm insanlık suçludur ve tarihin utanç sayfaları hiçbir kuşkuya yer yoktur ki onları yazacaktır.

"Gazze’de yaşananları tam 7 defa TBMM olarak kınadık"

7 Ekim 2023 tarihinden beri, hatırladığım ve tespit edebildiğim kadarıyla, Gazze’de yaşananları tam 7 defa TBMM olarak kınadık. Bugün aynı vesileyle 8. defa bir araya geliyoruz. Bu duyarlılığı gösterdiğimiz için sevinsem mi, üzülsem mi bilemiyorum. Zira biz meclis olarak yaşananları her kınadığımızda, daha doğrusu kınamakla kaldığımızda, zulmün ve katliamların boyutu daha da arttı. Bugün artık açlıktan ölümlerin yaşandığı Gazze’de tespit edilebilen 62 binin üzerinde can kaybı söz konusu. Sadece açlıktan ölenler ise 300’lü rakamları aşmış haldedir. Peşinen söylemek isterim ki, bu sözlerden sonra Gazze’nin acıları üzerinden ucuz bir hamasete yaslanacak değilim. Boş hamaseti alkışlayacak da değilim. Bu sebeple, kıymetli haziruna ve bizleri dinleyen büyük Türk milletine, İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden, 1967’ye, 90’lı yıllardaki Camp David buluşmalarına değinmek ve 21.yüzyılın ilk çeyreğini domine eden bu acı tarihi uzun uzun ve tekrar anlatmak niyetinde değilim.

"Netanyahu’yu sadece kınamakla yetinmek, onun zulmüne ortak olmaktır"

Hepimiz biliyoruz ki Gazze ve Filistin; diplomatik, siyasi, tarihi ve insani açıdan birçok katmana sahip bir meseledir. O yüzden ben doğrudan yakın tarihe, son 1 yıllık zaman dilimine değinmek istiyorum. Çünkü burada görüyorum ki, iktidarından muhalefetine herkesin aynaya bakmaya ihtiyacı vardır. Bu aynaya en çok da bu meselenin hamasetine bağımlı olanların uzun uzun bakmaya ihtiyaçları var. Bugün dünyada pek az lider ve ülke dışında, -ki maalesef Türkiye bunlardan biri değildir- Gazze meselesi ve İsrail ile ilgili olarak, neredeyse hiç kimsenin, gerçekten kapısının önünü süpürmediği bir dünya gerçekliğinde, İsrail’in ve Netanyahu’nun kınanmasının bir 'boş gösteren' olduğunu haykırmak istiyorum. Çünkü tartışılmaz hakikat şudur: Netanyahu’yu sadece kınamakla yetinmek, onun zulmüne ortak olmaktır. Bugün, dünya siyasetinin, demokrasiden ve ortak vicdani değerlerden gün be gün uzaklaşan liderlik anlayışı, cam duvarlı saraylarda ikamet etmektedir. Ve bu camdan saraylar içerisinde, her bir lider, diğerini kollamaktadır. Bu sebepledir ki kimse, Netanyahu’nun camına, o vicdan taşını atmamakta, atamamaktadır. Bu sebeple, milletlerin vicdanı, en çok da Türk milletinin vicdanı o fanustan kurtulmadıkça, bu yaşanan katliamlar bitmeyecek, Gazze’nin Filistin’in, Doğu Türkistan’ın, Kırım’ın, Türkmeneli’nin ve zulüm altında yaşayan nice milletin makus talihi değişmeyecektir. Kısaca, Gazze’de masum insanların hayatlarıyla bir oyuncak gibi oynayan Netanyahu’yu sadece kınamak, bu oyuna eşlik etmekten başka bir şey değildir.

"Türk dedim ama rahatsız olmadınız inşallah"

Bugün Gazze’nin üzerine yağan bombalar, bir şehrin taşlarını değil, tüm insanlığın değerlerini paramparça etmektedir. Her bir çocuğun ağlaması Birleşmiş Milletler’in duvarlarında yankılanan bir utançtır. Bu zulme yüreğiyle ve aklıyla itiraz edenlerin, hamaset nutukları atmadan, yapılmasına imkan olmayan şeyleri tekrarlayarak gaz almaktan öte, bizzat bazı şeyleri yapmayı reddederek, o masumları koruyabileceğini belirtmek isterim. Kimse yapmıyorsa da biz, Türk milleti olarak bunu yapabilecek güçteyiz. Bizi yönetenler değilse de biz, tıpkı 1918’in işgal ve izmihlal şartlarına, tek başımıza itiraz ederken bunu ispat etmiş bir milletiz. Nice milletlerin bağımsızlıklarına ilham kaynağı olan Türk milleti her zaman böyle bir millettir. Türk dedim ama, rahatsız olmadınız inşallah. O yüzden ben burada, millet olmak için çırpınan, millet kalmak için çırpınan, kendi vatanlarında yok olma tehlikesi içinde olan Filistin ve Gazzelilerin halinden anlamak ve onlara uzaktan sarf edilen boş sözlerin değil, gerçekten el uzatabilmenin imkanlarından bahsediyorum. Netanyahu’ya kimse bir zorluk çıkarmıyorsa, o çarka niçin biz çomak sokmuyoruz diyorum! O katliam makinesinin çarklarına yağdanlık uzatan bir iktidara mahkum olmadığımızı haykırıyorum.

"Sizin boyalı medyanızın yalanlarıyla günah ve sevapları yazmıyor"

Meselenin harici boyutunu hep konuşuyor, itirazlarımızı ve isyanlarımızı dile getiriyoruz. Ancak meselenin bir de dahili boyutu var. Gazze’deki drama karşı sesi en çok çıkan cumhur koalisyonudur. Bu açıdan da bir tebriği hak ediyorlar. Ama aynı koalisyonun başındaki kişi, Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlığıyla övündüğü geçmişini unutmamızı bekliyor. Aynı eş başkanın yaklaşık çeyrek asırdır yönettiği Türkiye’nin dış politikası da ortadadır. 2011 yılından beri, Suriye’de Nazi hayat sahası misali gün be gün genişleyen İsrail’dir. Bugün Suriye’nin başkenti Şam’ı, basit bir topun menzilinden tehdit eden İsrail’dir. Canı istediği gibi nokta operasyonları düzenleyen yine İsrail’dir. Bu yaşananlar, başka bir hükumet zamanında olmadı arkadaşlar, 25 yıldır devam eden Erdoğan hükümetleri zamanında, 8 yıldır devam eden Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi ve cumhur koalisyonu zamanında oldu. Başta iktidar sıraları, kimse başını kuma gömmesin. Kimse tarihte ve vicdanlarda, yaptıkları 'ümmet' propagandasının onları aklayacağını düşünmesin. Bir şey yapabilecekken yapmamanın, engelleyebilecekken engellememenin; bir çocuğu dahi kurtarabilecekken, kurtarmamanın; İsrail’in savaş makinasına çomak sokacakken sokmamanın, ahirette yakalarına yapışmayacağı zannına kapılmasın. Bilin ki, ne Münker ne de Nekir melekleri, sizin boyalı medyanızın yalanlarıyla günah ve sevapları yazmıyor.

"Amerikan doları sevdaları yüzünden, ticarete devam edenler kimlerdir"

Filistin ve Gazze meselesi, iç siyasetin malzemesi yapılarak ve ondan siyasi rant devşirmeye kalkışarak çözülmez. Bugün, Filistin ve Gazze’de yaşananlar, yıllar önce dünyaya ilan edilen bir karanlık projenin sonuçlarıdır. Bu projelerin amacı, İsrail’e bir güvenlik kuşağı oluşturmak için çevresinde bölünmüş, zayıflatılmış, istikrarsız hale getirilmiş ülkeler yaratmaktır. Irak böyle parçalanmıştır. Suriye böyle felç edilmiştir. Libya böyle yıkılmıştır. Ve bugün Filistin de böyle yok edilmektedir. Aslına bakarsanız, Sevr’den Büyük Ortadoğu Projesi’ne uzanan stratejilerin sonuçlardır bunlar. Sorarım size, bu insanlık suçuna sebep olan Büyük Ortadoğu Projesi’ni sahiplenenlerin, bu konuda söz etmeye yüzleri ya da hakları olabilir mi? Olsa olsa, alet oldukları bu emperyal plan ve onun doğurduğu sonuçlardan mahcubiyet duyuyor olmaları gerekir. Sorarım size; İsrail mezalimi devam ederken, çocukların, sivillerin üzerine yağan bombalara rağmen, Amerikan doları sevdaları yüzünden, ticarete devam edenler kimlerdir? Ticareti kestik yalanlarının ardından, daha birkaç hafta önce yeniden 'Ticareti şimdi tamamen kestik' diyerek, kirli tabloyu açık edenler kimlerdir? Hakkın ve hakikatin yanında olmak, öncelikle dürüst olmayı gerektirir. Kapalı kapılar ardında işler çevirip, sonra da mazlumun yanındayım rolleri kesmek en az bu suçları işleyenler kadar kişiye sorumluluk yükler.

"Türkiye’nin havadan insani yardım yapacak kuvveti mi yoktur"

Sözlerime başlarken belirttiğim gibi, 24 ayda 8 kınama. Yani ortalama üç ayda bir kınama yapmışız. Ama Lahey’de Netanyahu’ya dava açan, neredeyse çeyrek asırdır AK Parti’nin yönettiği Türkiye Cumhuriyeti değil, Güney Afrika Cumhuriyeti olmuştur. Bu davayı açabilecek hukukçumuz mu yoktu? Yoksa Dışişleri Bakanlığı, bu konuyla ilgilenemeyecek kadar meşgul müydü? Gazze üzerine havadan yardım malzemeleri bırakıldı. Masumiyetleri ne kadar şüpheli olursa olsun, bu operasyonu da Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya gibi ülkeler yaptı. Soruyorum, uçaklara düşkün olduğunu bildiğim iktidara soruyorum. Türkiye 25 yılda bu imkanı edinememiş midir? Türkiye’nin havadan insani yardım yapacak kuvveti mi yoktur? Yoksa onu yönetenlerin bunu yapmaya niyeti mi yoktur? Merak etmeyin, 'Mehmetçik Gazze’ye' sloganı atacak değilim. Çünkü ben, Türk evlatlarının canını, kelle hesabıyla değerlendirebilecek bir akla ve ruha sahip değilim. Ve kimse kusura bakmasın, tarihe hiçbir vicdan borcu olmayan, elinden gelenin fazlasıyla mazlumların yanında olmayı en zor anlarında dahi bilmiş şerefli Türk milletinin sıradan bir ferdiyim. Bu sebeple, 'Önce Türk çocuklarının canı' diyebilecek kadar da şuur ve idrak sahibiyim. Ben, İsrail’e giden demir-çelik konteynırlarının faturası üzerindeki İsrail'i silip, yerine Filistin yazan utanmazlığın son bulmasını istiyorum. Ben, ümmetin lideri diye meydan meydan gezenlerin, varil başına alınan komisyondan utanmasını istiyorum. Sadece söz söyleyerek bu vicdan yükünden kurtulamazsınız. Görüyorum ki, akıp giden hayata camdan sarayından, Vahdettin Köşkü’nden donanma selamlayarak bakan liderin vizyonu ile Türk milletine bir Türk olarak bakmayı unutmuş haldesiniz.

"Netanyahu’nun dilinden konuşan ve Türkiye’yi tehdit edenler var"

Bugün burada Gazze’yi konuşurken, karşımda sözde Terörsüz Türkiye komisyonu üyeleri var. Sözde iç cephenin mensupları var. Ve onlar arasında, 'Türkiye Gazze’ye döner' diyen Netanyahu’nun dilinden konuşan ve Türkiye’yi tehdit edenler var. Bu coğrafyada bin yıllık varlığımızı sürdürmemizin yegane dayanağının milli kimliğimiz olduğunu bile bile, onu aşındırmak için vatandaşlık tanımı üzerinden tartışılmazlarımızı tartışma masasına yatırmak isteyenler var. Bunları unutmadığımızı ve unutmayacağımızı bilin istiyorum. Bu meşum zihniyetle Türkiye’ye 'birlik, dayanışma ve demokrasi' getirileceğini zannetmek ne büyük bir aymazlıktır! 50 yıldır bu vatanın 40 bin evladının canına mal olmuş terörün, bütün Ortadoğu’nun Gazzeleşmesi projesinin bir aparatı olduğunu biliyoruz. Bunu unutmanız ne büyük bir aymazlıktır.

"Barış soysuz bir güvercin değildir ki her dala konsun"

Bugün bu oturuma ön ayak olanlara da bir kere daha şunu hatırlatmak isterim: Terör örgütü ve onların uzantılarının 'Barış' gibi güzel bir kelime ile maskelemeye çalıştıkları şey aslında 'ihanet'leridir. Yaşama geçirmek istedikleri 2.Sevr sürecidir. Sevr’in tam ismi nedir? Sevr Barış antlaşması. 100 yıl evvel yırtıp parçaladığımız buydu. Bugün 'barış' adı altında bir kez daha dayatılan 'ihanet' 100 yıl evvelki ihanetin yeniden sahneye konmasıdır. Milletimizin 100 yıl evvel Kuvva ruhuyla söylediğini, milletimizle birlikte bugün biz söylüyoruz. Barış soysuz bir güvercin değildir ki her dala konsun. Parçalanma, yok edilme projelerinizi bize barış diye süsleyip sunamazsınız diyoruz. Bilin istiyoruz ki, ilkinde kandıramadığınız, bölemediğiniz bu aziz milleti, 100 yıl sonra bugün de kandıramayacaksınız, bölemeyeceksiniz. Çünkü biz varız, biz buradayız. Ben, gerçek ve tek efendinin Türk milleti olduğunu öğreneceğiniz günün çok ama çok yakın olduğunu hatırlatmak istiyorum. Ben, Türk milletinin tarihi ve insani vasıflarıyla, bu büyük insanlık rezaletini sona erdirecek süreci başlatacak güce ve iradeye sahip olduğunu biliyorum. 103 yıl önce Büyük Taarruz emrini veren işte o iradeydi. O iradenin karargahı da bu Meclis'ti. Bunu unutmayan Türk milletinin Zafer Bayramı kutlu olsun." (ANKA)