Türkiye'den NATO çıkışı: Sırada ne var?

İsveç ve Finlandiya'nın teröre destek verdiklerinden dolayı NATO üyeliklerine karşı olduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, tutumunu sürdürüyor. Öte yandan Cumhuriyet'te yer alan haberde, "Uzun süredir yansız dış politika izleyen İsveç ve Finlandiya NATO’ya girmeye karar verdi, NATO da bu iki devleti örgüte almak istediğini açıkladı. Türkiye bu iki ülkenin NATO’ya girişi konusunda çekince gösteriyor. İki ülkenin PKK/PYD terör örgütüne destek verdiğini bildirerek özellikle İsveç’in üyeliğine itiraz ediyor" ifadelerine yer verildi.

Gündem 23.05.2022, 08:00 23.05.2022, 08:05
Türkiye'den NATO çıkışı: Sırada ne var?

Rusya'nın NATO'yu sunırlarını genişletmekle suçlayarak Ukrayna'nın katılmasını gerrekçe göstererek 24 Şubat'ta askeri hareket başlattı.

Rusya'ya komşu olan İsveç ve Finlandiya da bu durumdan çekindiklerini ifade ederek yıllardır sürdürülen 'tarafsızlık' politikasından vazgeçerek NATO'ya üye olmaya karar verdiler. Ancak Türkiye iki ülkenin teröre testek verdikleri gerekçesiyle iki ülkenin üyeliklerini onaylamıyor.

Erdoğan bu konuda “Türkiye’ye yaptırım uygulayanların bu süreç içerisinde bir güvenlik örgütü olan NATO’ya girmelerine biz evet demeyiz” açıklamasında bulundu. 

Ayrıca Cumhuriyet'te yer alan haberde, "İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya kabul edilmesiyle PKK ve PYD oluşumlarını destekleyen birçok NATO ülkesine iki önemli üye daha eklenmiş olacaktır" dedi.

Cumhuriyet'teki ilgili köşe yazısı şu şekilde: 

İki ayı aşan Rusya-Ukrayna savaşının birinci sonucu NATO’nun genişlemesi kararı oldu.

Uzun süredir yansız dış politika izleyen İsveç ve Finlandiya NATO’ya girmeye karar verdi, NATO da bu iki devleti örgüte almak istediğini açıkladı.

Türkiye bu iki ülkenin NATO’ya girişi konusunda çekince gösteriyor. İki ülkenin PKK/PYD terör örgütüne destek verdiğini bildirerek özellikle İsveç’in üyeliğine itiraz ediyor. 

Basın’da İsveç’in yıllardır, PKK’ye birinci derecede nasıl destek olduğu, İsveç’in PKK terör örgütünün Avrupa’daki kuluçka merkezi olduğu, Türkiye’nin istediği teröristleri vermediğini belirten yazılar yayımlandı.

Erdoğan bu konuda “Türkiye’ye yaptırım uygulayanların bu süreç içerisinde bir güvenlik örgütü olan NATO’ya girmelerine biz evet demeyiz” açıklamasında bulundu. 

İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya kabul edilmesiyle PKK ve PYD oluşumlarını destekleyen birçok NATO ülkesine iki önemli üye daha eklenmiş olacaktır.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, veto sinyaline karşı “Türkiye’nin güvenlik kaygıları giderilmeli” açıklamasını yaptı.

Bu kaygılar nasıl giderilecektir? Örneğin İsveç, PKK’nin Avrupa merkezi olmaktan vazgeçecek mi? Türkiye’nin istediği teröristleri verecek mi, yoksa Türkiye’ye siyasal ve ekonomik baskı mı uygulanacaktır?

Aslında PKK/PYD konusunda ABD ile de sıkıntı içindeyiz. ABD ile bu konuda yapılan her görüşme sonuçsuz kalıyor. Şimdi bu konuya bir de Finlandiya ve İsveç katılmış olacak.

NATO üyeliğinin kabulü için NATO’ya üye olan tüm devletlerin olumlu oy vermeleri gerekiyor. Bu durumda Türkiye’nin ortaya koyduğu tavır önemli ve ciddidir.

Dış politika hassas bir alandır. Türkiye bu itirazlarını yaparken milli çıkarları yönünden ne kadar haklı ise ileride yapılması olası baskı ve zorlamalarla geriye dönüş yaparsa, tutarlılık ve uluslararası “prestij” noktasında o derece yara almış olur. 

NATO, artık bütün dünya biliyor ki bir savunma örgütü ötesinde bir “gladyo” kuruluşudur...

1980 askeri darbesini unutmayalım.

Ecevit’in başarılı 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası Yunanistan protesto ederek NATO’dan ayrılmıştı.

Daha sonra tekrar üyeliğe başvurdu. Ecevit ve Demirel bu başvuruya karşı Yunanistan’ı veto ettiler.

1976-1980 arası Türkiye’nin dört bir yanında sağ sol çatışması başladı. Avrupa yapımı tabancalardan çıkan kurşunlar sabah ülkücüyü, akşamüzeri devrimci bir genci ölüme gönderiyordu. 11 Eylül günü teröre çare bulunamazken 12 Eylül 1980 darbesi sabahı terör bıçak gibi kesilmişti. 

Daha sonra yayımlanan anılarda ve söyleşilerde yer aldığı gibi, terör sürerken “Darbe koşullarının olgunlaşması için beklenmişti”.

12 Eylül 1980’den sadece 38 gün sonra da askeri darbeyi yapan Evren, Yunanistan’ın NATO’ya alınmasını engelleyen “veto”yu kaldırdı. Bu ders alınması gereken önemli bir olaydır. Öte yandan 15 Temmuz 2016 da unutulmamalıdır.

15 Temmuz hain darbe girişimi kuşkusuz Türk siyasal tarihinin en önemli olaylarından birisidir. Uçaklar TBMM’yi bombalamışlardır. Generallik rütbesine kadar yükselen subaylar karanlık, korkunç ve onursuz bir girişimde yer almışlardır. FETÖ olayı bir casusluk ve bir gladyo hareketiydi. Bu hain hareketin sözde başı olan Fethullah Gülen’i NATO’nun en önemli devleti ABD, Türkiye’ye iade etmedi ve etmiyor.

NATO üyesi devletlerde görevli Türk Silahlı Kuvvetleri üniforması giyen birçok FETÖ’cü subay, bulundukları ülkelere de “siyasi sığınma” talebinde bulundular ve Türkiye’nin çekincesine karşın bu talepleri kabul edildi. Bu durum onların NATO’nun “gladyo” üyesi oldukları anlamına gelir.

Bir de geçen haftadan örnek verelim:

Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in ABD Yasama Meclisi’ndeki konuşması unutulmamalıdır. Bir NATO üyesi olan Yunanistan’ın başbakanı, NATO’nun en önemli ülkesi ABD’nin Yasama Meclisi’nde diğer NATO ülkesi ve komşusu Türkiye’yi şikâyet ediyor ve ABD meclis üyeleri tarafından 37 kez ayakta alkışlanıyor.

Böylesi bir çelişki görülmemiştir. Bu NATO nasıl bir örgüttür ki onun üyeleri birbirini açıkça şikâyet ediyorlar.

Bilindiği gibi Yunanistan Ege adalarında yoğun olarak silahlanıyor, ABD Yunanistan’da yeni üsler ediniyor, Yunanistan’a askeri yardım yapıyor. Adeta ABD’nin liderliğinde Türkiye kararlı bir plan içinde kuşatılıyor. 

ABD Türkiye’nin PKK/PYD konusundaki itirazlarını önemsemeden bu terör unsurlarına yardıma devam ediyor. Ayrıca, Türkiye’ye silah vermemek konusunda sorunlar yaratıyor.

Bu tablo, NATO içindeki çelişkili durumu açıkça gösteriyor. ABD Başkanı Biden, iki gün önce Beyaz Saray’ı ziyaret eden İsveç ve Finlandiya’nın başbakanlarına NATO’ya girme istemlerini olumlu karşıladığını bildirdi.

Türkiye son durumda milli çıkarlarına dayalı olarak bir çıkış yapmıştır. Ancak bu konuda istediklerini almadan geri adım atarsa onur kırıcı olur.

Erdoğan, ya bu konuda Türkiye’nin ulusal çıkarlarının gerektirdiği yerde duracak ya da yine “baskılar sonucu her dediğinden dönen bir lider” durumuna düşecektir.

Yorumlar (0)
26
açık