Bilindiği üzere, Akit ya da tam adıyla Yeni Akit gazetesi İslamcı ve aşırı sağcı muhafazakâr ulusal günlük bir gazete. Köktendincilikle eleştirilen gazete Hrant Dink Vakfı tarafından hazırlanan bir rapora göre, Türkiye'de nefret söylemine en fazla rastlanan ulusal gazetedir. İlk defa 12 Eylül 1993'te Beklenen Vakit adıyla çıkmış, daha sonra ismini Akit olarak değiştirmiş ve 5 Aralık 2001'de Anadolu'da Vakit adını almıştı. İmtiyaz sahibi Nuri Aykon'un 13 Eylül 2010 günü hayatını yitirmesinin ardından da Yeni Akit adıyla çıkmaya başladı. 

Akit gazetesi kurulduğu ilk günden itibaren düzenli olarak İslamcı Sünni Türk kitlenin dışında kalan Museviler, Ermeniler, Rumlar, Zerdüştçüler, Yezidiler, Aleviler, ateistlere ayrıca LBGTİ bireylere, sosyalistlere, komünistlere, ulusalcılara, Kemalistlere, feministlere ve masonlara yönelik de ayrımcı ve hatta nefret içerikli haberler yaptı. Medyadaki etnik ve dini kimliklere karşı ayrımcı, cinsiyetçi ve homofobik söylem ve nefret içeren haberleri arşivlemek amacıyla Hrant Dink Vakfı tarafından kurulmuş olan nefretsoylemi.org sitesinde, Aralık 2014 itibarıyla Yeni Akit gazetesi hakkında toplam 270 rapor bulunmaktaydı. 

Akit’in düzenli nefret söylemli içerikleriyle birlikte lümpen bir tavırla tamamen lümpenleri hedef kitlesi haline getirdiğini de söyleyebiliriz. Akit “öteki”ni (Yahudi, Hıristiyan, Alevi, Kürt, Batılı, komünist vb…) sırf kendisinden farklı olduğu için rakip, hatta düşman görüyor – sırf bu nedenle rahatlıkla faşist olarak tanımlanmayı hak ediyor; “öteki” ile mücadelesinde yalan, çarpıtma, abartma gibi, ne gazetecilik etiğiyle, ne de ahlâkla bağdaşmayan her yola başvurmayı mübah görüyor; siyaseti bir komplolar zinciri olarak algılıyor ve bu yolla okuyucusunu aslında depolitize ediyor; siyaset yapmayı hep başkalarının sırtına yüklüyor.

“İkimiz bir fidanın güller açan dalıyız!”

Birbirlerinin 180 derece zıttı gibi görünse de aslında Akit, Aydınlık’a çok benzemektedir. Akit gazetesi, Aydınlık gibi bazı odaklar tarafından kendilerine gönderilen istihbaratı yayınlamayı gazetecilik sanmaktadır. Aydınlık tarzı habercilik Akit’in alamet-i farikasıdır. İlk bakışta Akit ve Aydınlık birbirlerinin zıttı gibi görünür, evet Aydınlık’ın tarihsel misyonu ile Akit’in tarihsel misyonu çok farklıdır. Aydınlık, daha çok Avrasyacı militaristlerin ve eski derin devlete bağlı istihbarat çevrelerinin manipüle ettiği bir gazete bir siyasi yapıdır. Akit ise, hem misyon, hem de vizyon olarak çok daha farklı bir yerdedir. Yeni derin devlet-cemaatler ittifakının kristalize bir örneğidir. Ancak, her ne kadar, Akit ve Aydınlık birbirinden farklı yapılara hizmet etseler de, haberin kendilerine geliş/servis ediliş tarzı ve haberdeki nefret dili, lümpenlik aynıdır. Akit ve Aydınlık bir fidanın güller açan iki dalıdır. 

Aydınlık’ta tıpkı Akit gibi öteki gördüğü herkesi sırf kendisinden farklı olduğu için rakip, hatta düşman görüyor. Bunun içindir ki Aydınlık’a da Akit gibi faşist olarak tanımlamakta bir beis görmüyoruz. Akit için yukarıda yaptığımız analizi Aydınlık için de rahatlıkla söyleyebiliriz: “Öteki ile mücadelesinde yalan, çarpıtma, abartma gibi, ne gazetecilik etiğiyle, ne de ahlâkla bağdaşmayan her yola başvurmayı mubah görüyor; siyaseti bir komplolar zinciri olarak algılıyor ve bu yolla okuyucusunu aslında depolitize ediyor; siyaset yapmayı hep başkalarının sırtına yüklüyor.”

Aynı, güçlünün hegemonyasına sığınma güdüsü ve bununla bağlantılı olarak, aynı bilmiş, üstten hava, aynı ben bilirimcilik, aynı yanılmazlık kibri, aynı kendine dönüp bakmama aymazlığı, aynı her dönemde doğruydum kendini bilmezliği… Boşuna değil şimdilerde Derin Yoksulluk Ağı kurucularından Hacer Foggo, Osman Kavala, Selahattin Demirtaş gibi isimlere gece gündüz saldırmaları ya da LBGTİ bireyleri hedef göstermeleri. 

İhbarcı Aydınlık

Aydınlık için bu yalan, çarpıtma ve ihbarcılık yeni bir olgu değil. 12 Eylül öncesinde de Perinçek ve Aydınlık çevresine egemen güçler bu rolü vermişti zaten. Aydınlık gazetesi 1978-80 yılları arasındaki günlük yayını sırasında pek çok solcu/devrimci gencin resimlerini, isimlerini yayınlayarak afişe etmiştir. Yüzlerce solcu/devrimci genç bu şekilde ya polisin, ya paramiliter faşistlerin hedefi haline gelmiştir. Birkaç örnek verelim:

“Devrim düşmanı TİKKO’cu şef Sabri Koçyiğit’i gizli eller himaye ediyor.” (26 Mart 1978)

“Devrimci Yol’cular mahkeme kurup, 3 devrimci öğrenciyi okuldan uzaklaştırdılar. Mahkemenin kuruluşunda elebaşılığı Ali Menteş adlı Devrimci Yol’cunun yaptığı öğrenildi.” (28 Mart 1978)

“Size bir hafta süre, yoksa isimlerinizi açıklarız!” (Aydınlık’ı engelleyen Devrimci Halkın Yolu taraftarlarına tehdit -2 Mayıs 1978)

“Sahte TKP’nin adamı Makina Mühendisleri Odası Genel Başkanı Fevzi Şolt, TKP’nin İzmir’deki 1 Mayıs gösterilerinde gözaltında. Üzerinden çıkan 526 bin lirayı izah edemiyor.” (11 Mayıs 1979)

“Aktancılar kendilerini ispat için cinayet işliyor.” (Aktan İnce, Osman Yaşar Yoldaşcan ve Fatih Öktülmüş’ün fotoğrafları - 8 Mart 1980)

Karşı devrimci bir çizgide olan Akit gazetesinin Aydınlıktan farkı yoktur. Ancak, Aydınlık ile arasındaki şeffaf çizgi Aydınlık’ın, sadece eski derin devlet unsurları tarafından manipüle edilen ve 2014 sonrası FETÖ ile yollarını ayırdıktan sonra ergenekoncu, ulusalcı, faşist çevrelerle ittifak kuran AKP’nin yanına eklemlenmeye çalışan küçük bir çevre oluşu, Akit’in ise İslamcı burjuvazinin ve iktidarın sonsuz imkânlarını arkasına almış, iktidarın yanında duran, karşı devrimci ve politik arenadaki duruşunu sağlamlaştıran bir "politik hareket"e dönüşmesidir. 

Türkiye coğrafyasında yüz yıldan fazla bir süredir devam eden İttihat Terraki- Hürriyet ve İhtilaf, CHP-DP, CHP-AKP gruplaşması ile somutlaşan Batıcı İstanbul burjuvazisi ile muhafazakâr taşra sermayesinin pastadan pay kapma savaşında Aydınlık, İstanbul sermayesi beyaz Türklerin, Akit ise burjuvalaşan mütegallibenin sözcüsünden başka bir şey değildir. Nasıl ki şehirli de olsa taşralı da olsa son tahlilde burjuva olan egemen sınıfın iki kanadı emekçilerin, sosyalistlerin ve Kürtlerin düşmanı ise Aydınlık ve Akit’te emekçilerin de sosyalistlerin de Kürtlerin de düşmanından başka bir şey değildir. Seçim sürecine girdiğimiz şu günlerde her iki gazetenin de Emek ve Özgürlük Blokuna ve Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı saldırgan bir tutumda ortaklaşmaları bunun somut delilidir. Akitçilerin de Aydınlıkçıların da amaçları sınıf çelişkisinin üstüne örterek hayali bir gericiler-ilericiler çelişkisi yaratarak tüm ezilenleri yapay gündemler ile kandırmak, oyalamak, apolitikleştirerek bütün bir ülke insanını illüzyonlarına inandırmaktır…