Yaşanılan deprem sonrası en güvenilir kuruluşların başında yer alması gereken Kızılay hakkındaki iddialar son derece üzücü.

Gerçekten de soğuktaki depremzedeler 3 gün boyunca dondurucu soğukta hayatta kalma mücadelesi verirken, depoda var olduğu ortaya çıkan 2000 adet çadırın bölgeye gönderilmeyerek, üç gün sonra satılmış olmasının affedilecek bir tarafı yoktur. 
Bu çadırlar ilk gün neden deprem bölgesine gönderilmedi diye vic-da-nen sormamız gerekiyor.  Ayrıca “Ahbap” kurumu Kızılay’a bağlı şirketin deposunda tutulan çadırları satın almasaydı, depoda tutulmaya devam mı edilecekti, diye sormamız gerekmiyor mu?  Veya kimse para karşılığı satın almasaydı o çadırlar afetzedelere de para karşılığı mı satılması planlanıyordu?
Diyelim ki ben şahıs olarak bağışladığım 100 adet battaniyeyi Kızılay kurumunun Ahbap veya başka STK’lara para karşılığı satması doğru mu? Ahlaken, dinen doğru mu? Elbette doğru değil. 
Kızılay’ın gelir temin etmek için “maden suyu” veya promosyon ürünlerini satması ise doğru bir davranıştır. Hatta kızılay logolu ürettikleri battaniyeleri, kamp çadırlarını da satarak gelir elde edebilir. Kimsenin buna itirazı olamaz. Ancak felaket anında felaketzedelere verilmesi gereken battaniye ve çadır gibi malzemeleri para karşılığı sa-ta-maz, sat-ma-ma-lı. Ayrıca belirli standartlarda depolarda yeterli miktarda çadır ve battaniye stoğu mutlaka bulundurulmalıdır.
…..
İşin özeti şudur: Kızılay’ın asli görevi; felaket anında felaketzedenin çadır, konserve, battaniye ihtiyacını bila bedel karşılamaktır. 
Halktan alınan bağışlarla ayakta duran hayır kurumunu şirket zihniyetiyle yönetmek doğru değildir. Çünkü bu kurum halkın bağışlarıyla gönüllü hizmet eden kişilerden oluşan yardım kurumudur.
……
Gazeteci dostumuz Yüksel Aydın’ın ifade ettiği gibi; “…Hatırlıyoruz ramazan bayramına günler kala ellerinde üzerinde Kızılay amblemi bulunan sarı zarflar okuldaki öğretmenlerimiz tarafından bize teslim edilir, edilirken de “Çocuklar fitre ve zekatlarınızı Kızılay’a verin, Kızılay hem yurt içinde hem de yurt dışında meydana gelen felaketlerde zor duruma düşenler için anında yardım ediyor, bu yardımların insanlığa ulaşması için bizde Kızılay’a yardımcı olmak durumundayız” şeklinde öğüt verirlerdi.
1974 yılında Kıbrıs barış harekatının başladığı günlerde yüzbinlerce vatandaşımız gibi bizde Kızılay çadırlarının önünde var olan kuyrukları takip ederek vereceğimiz kanlar ile Kızılay’a katkı sunmak istemiştik.
Yakın çevremizde kurban kesmeyen dostlarımız vardı, O zamanlar o dostlarımız kurum tarafından belirlenen kurban parası miktarını Kızılay’a verilirdi”
……..
Gazeteci Aydın’ın bu satırları bizi çocukluğumuza götürüverdi.
Ben, dostum Aydın gibi, daha ilkokul yıllarımızdan itibaren kutladığımız “Yerli malı haftası” ile birlikte beynimize nakşeden Kızılay’ı istiyorum…
Ben, tüm felaketlere anında müdahale eden; kan vermek, maddi yardımda bulunmak, kurban derilerini bağışlamak herkesin yarıştığı Kızılay’ı istiyorum…
Ramazan ve Kurban bayramları öncesinde, üzerinde Kızılay amblemi bulunan sarı zarflar içinde cebimizdeki harçlıkları verdiğimiz Kızılay’ı özlüyorum…
Ben “Kızılay Kolu Başkanı” olmak için çocukken yarıştığım Kızılay’ı geri istiyorum.
Ben başım felaketle karşılaştığında yanıma koşan, ıslandığımda ücretsiz çadır, üşüdüğümde ücretsiz battaniye veren Kızılay’ın sıcaklığını istiyorum.
Ben bahçemizde, evin önünde kestiğimiz kurbanın derisini alması için yolunu gözlediğim Kızılay’ı istiyorum.
Ben çocukluğumdaki Kızılay’ı istiyorum…