Bak kardeşim.
Öyle süslü kelimelerle, akademik zırvalarla vaktini almayacağım. Mevzu derin, yara açık. Bizim buralarda hani o her fırsatta övündüğümüz "mozaik kültür" var ya... Hah, işte o mozatiğin taşları tek tek yerinden oynuyor. Harcı kurudu, çimentosu bitti.
Anadolu’nun o kadim irfanı, "komşusu açken tok yatan bizden değildir" düsturu, yerini "gemisini kurtaran kaptan" kurnazlığına bıraktıysa... Durup bir bakacaksın aynaya.
Maddiyatın Putu: Cüzdan Vicdandan Ağır Geliyorsa
Eskiden esnafın siftah yapmayana müşteri gönderdiği dükkanlarda, şimdi "ne geçirirsem kârdır" mantığı işliyor. Maddi belirtiler öyle gizli saklı da değil, bangır bangır bağırıyor:
• Gramajdan Çalmak: Paketin içini boşaltıp fiyatı sabitlemeyi, maliyeti düşürüp kaliteyi çöpe atmayı "ticari zeka" sanıyorsan...
• Liyakatı Gömüp Etiketi Seçmek: Hakkı olanın ekmeğiyle oynayıp, "bizim oğlan" işe girsin diye kapı kapı dolaşıyorsan...
• Kamu Malı Yağması: "Devletin malı deniz" lafını kendine anayasa yapıp, tüyü bitmemiş yetimin hakkına göz dikiyorsan...
Senin maddi ahlakın çoktan iflas bayrağını çekmiş, üzerine soğuk su içmişsin demektir.
Maneviyatın Enkazı: Vicdan Raf Ömrünü Tamamladıysa
Manevi erozyon daha sinsi olur. Ruhunu kemirir, haberin olmaz. Bak bakalım şu listeye, tanıdık geliyor mu?
• Nezaketin Zafiyet Sayılması: Trafikte yol verene "enayi", nazik konuşana "pısırık", dürüst kalana "saf" gözüyle bakıyorsan...
• Kutsalların Maske Yapılması: En büyük haksızlığı yapıp, ardından en kutsal, en milli cümleleri kurarak zeytinyağı gibi üste çıkıyorsan...
• Utanma Duygusunun Kaybı: Eskiden sokağın ortasında ayıplanan ne varsa, şimdi "özgüven" adı altında pazarlayıp alkış bekliyorsan...
Netice-i Kelam
Türkiye, farklı renklerin bir arada durduğu o muazzam halıydı. Yörük’ün dürüstlüğü, Ege’nin hoşgörüsü, Karadeniz’in delikanlılığıydı o harcı tutan. Ama şimdi o halının ilmeklerini tek tek söküyoruz. Kimimiz parayla, kimimiz nefretle, kimimiz de "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyerek.
Ahlak dediğin şey, bir toplumun omurgasıdır. Omurga kırıldı mı, gövde ne kadar lüks marka giyerse giysin, yerlerde sürünürsün. Binaları yeniden dikersin, ekonomiyi bir şekilde düzeltirsin ama yıkılan karakteri marketten satın alamazsın.
Ahlak erozyonu öyle bir heyelandır ki; altında kaldığında ne bankadaki paran kurtarır seni, ne de o sahte itibarın.
Aynaya bakma vaktin geldi geçiyor.
Çünkü ahlak, kimse bakmadığında da doğru olanı yapmaktır.
Bakıyor musun?