Bugünkü yazımızda “Tükenmişlik sendromu nedir? Duygusal dayanıklılığımızı arttırarak bu sendromun etkilerini nasıl azaltabiliriz?” sorularına yanıt bulmaya çalışacağız.
 

Tükenmişlik Sendromu nedir?
 
Sabahları uyanmakta güçlük çekmek, gün içinde yaşanan halsizlik veya her şeyden bıkmışlık hissi, günlük işleri yaparken yaşanan isteksizlik, insanlarla iletişimden kaçınma, hiçbir şey yapmak istememe gibi duygular çoğu zaman, yüksek iş temposuna ve hızlı şehir temposuna uyum sağlayamamaktan kaynaklanan duygulardan birkaçıdır ve bu psikolojide “tükenmişlik sendromu” olarak adlandırılır.  
 
"Tükenmişlik" terimi, ilk kez 1974 yılında Herbert Freudenberger tarafından Burnout: The High Cost of High Achievement adlı kitabında ortaya atıldı. Freudenberger, tükenmişliği “özellikle kişinin bir amaca veya ilişkiye olan bağlılığının istenen sonuçları vermediği durumlarda motivasyonun veya teşvikin yok olması” olarak tanımladı.
 
 
Psikolog Abraham Maslow; beş aşamalı modelinde, insanların hayattaki en yüksek potansiyelini yerine getirme, kendini gerçekleştirme yönünde doğal bir arzuya sahip olduğunu göstermektedir fakat, bu üst düzey eğilim insanda; beslenme, barınma, üreme, güvende hissetme gibi temel ihtiyaçlar giderilmeden önce ortaya çıkamaz. İşte hayatını bir kısır döngü içinde sadece temel ihtiyaçlar düzeyinde sürdürdüğünü fark eden ve anlam duygusunu kaybeden insanın içine düştüğü bir durumdur tükenmişlik sendromu. Kişi, tüm yaşamının yemek, içmek ve üremekten ibaret anlamsız bir yaşam olduğu duygusuna kapılır.
 

 Maslow, oluşturduğu ihtiyaçlar piramidinde, insanların ruhsal anlamda olgunlaştıkça, kendini kanıtlamaya, yaşamın anlamı ve manevi değerler hakkında arayışa ve bu konularda farkındalık geliştirmeye eğilimli olduğunu, insanların yetenekleri ile dünyaya katkıda bulunma arzusu taşıdığını, bu alanlarda yetersiz hissettiği noktada da ise insanların ruhsal olarak kendilerini güçsüz hissettiğini ortaya koyar.
 
Tükenmişlik Sendromuna Karşı Ruhsal Dayanıklılığı Arttırma Yolları
 
1. Hayatınızın önceliklerini belirleyin
Bu öncelik; aile olabilir, kariyer olabilir, sağlık olabilir. Önceliğinizin aile olduğunu düşünürsek, uzun süre çalışıp yorgun eve gelmek, ailenize zaman ayıramamak bir süre sonra işe karşı kızgınlığa ve bıkkınlığa neden olur. Önem verdiğiniz, önceliğiniz olan etkinliklere diğer alanlardan daha çok zaman ayırın.
2. Aktif olmayı deneyin
Günlük rutinler dışında tutkuyla yapabileceğiniz, sizi dürtüleyecek ve harekete geçirecek bir şeyler bulun. Müzik, spor, el sanatları gibi..
3. Teknoloji kullanımı ile ilgili kendinize sınırlar koyun
İletişim teknolojileri verimliliği teşvik eder. Öte yandan sosyal hayatınız tehdit eden birer stres unsurudur. Her alanda olduğu gibi bu alanda da dengeyi korumayı aklınızda tutarsanız sonradan zamanı verimli geçirmemekten kaynaklanan suçluluk duygusundan da kurtulmuş olursunuz.
4. Ruhunuzu Dinlendirin
Her insanın ruhunu dinlendirme ve besleme yöntemi farklıdır. Bazıları sessizlikle, bazıları hiçbir şey yapmayarak, bazıları kitap okuyarak veya yazarak, bazıları da sosyalleşerek ruhunu besleyebilir. Bu noktada önemli olan, kendinizi tanımanız ve neyin size iyi hissettireceğini tam anlamıyla bilmenizdir.
 
5. Kendinize sınırlar koymaktan vazgeçin
Kendinizi özgür bırakın, kendinize ne kadar uzun zamandır sınırlar koyduğunuzu düşünün ve bu sınırları belirleyin. Örneğin; en son hangi hafta sonunu hiç iş düşünmeden geçirdiniz? Artık kendinizle ilgilenmeye ihtiyacınız var bu yüzden koyduğunuz sınırları kaldırın ve biraz da kendi ihtiyaçlarınıza odaklanın.
 
Aynı anda birçok iş yapmayın, yapacaklarınızı listeleyin ve sırayla yavaş yavaş ilerleyin.
 
6. Seçim yapma özgürlüğünüzü kullanın
Yaşamın armağanlarını ve zorluklarını tecrübe ettikçe, sadece bugün değil gelecek için de planlarımız, seçimlerimiz değişir. Ünlü psikiyatrist Viktor Frankl, nasıl hissettiğimiz ya da o günkü yaşam şartlarımızdan bağımsız olarak, bize her zaman bir seçeneğimiz olduğunu hatırlatır (1959). 
Günlük yaşamda ne öğrendiğinizi ne yaptığınızı ve hayatınızın her günü kim olduğunuzu; güçlü yönlerinizi, özlemlerinizi, eylemlerinizi ve hayata katkılarınızı kendiniz seçebilirsiniz diyor Viktor Frankl. Koşullardan ve hislerinizden bağımsız olarak yaptığınız bu seçimler farkında olmadan benzersiz ve değerli yaşam hikayeleri yaratır. Kim ve nasıl olmak istediğinize dair her an bir seçim yapabileceğinizin bilincinde olmak; hem içinde yaşadığınız dünyayla bağlantılı ilişkinizi netleştirir hem de  kendimizi sürekli olarak yeniden icat etme imkanı sunar. Bu nedenle kendi kişisel hikayenizi yukarıda belirtilen noktalar doğrultusunda incelemek için kendinize zaman tanıyın  çünkü sizin benzersiz ve değerli yaşamınızın da çok güzel bir hikayesi var.
 
Bu hikaye içinde yaşamımızı güçlendirmek için kendinize şu soruları sorun:
 
• Hayatımın hikayesini yaşarken öğrenimlerimi, yeteneklerimi ve yaşam deneyimlerimi nasıl kullanabilirim? 
• Bu yaşamdaki kırılganlığımı ne ile nasıl değiştirebilirim?
• Benim güçlü olduğum yönler neler ?
• Yaşamımdaki sorunların çözümlerine katkıda bulunuyor muyum?
• Şu ana kadar dünyaya ve kendime sunduğum hediyeler nelerdir? Hediyelerimin ne olmasını isterdim?
• Üstesinden gelmem gereken engeller nelerdir? Bu alanda başarıya ulaşmak için neye hakim olmam gerekir?
• Kendi potansiyelim nedir, bunu kullanıyor muyum ve eğer kullanıyorsam hangi alanlarda nasıl kullanıyorum?
• Tüm bu soruların cevaplarından sonra kendimize sormamız gereken en önemli soru şu: Bir sonraki adımım nedir?
 
Bu sorulara verdiğimiz yanıtlar kendiniz hakkında daha samimi bilgiler edinmenizi, doğru bir eylem planı içinde olup olmadığınızı anlamanızı, eğer kendi doğanıza yanlış bir yolda ilerliyorsanız onu yeniden düzenlemenizi ve doğanıza uygun bir yaşam yolu belirlemenizi sağlayacaktır. Doğanıza uygun bir yaşama doğru attığınız her adım, duygusal dayanıklılığınızın da otomatik olarak artmasını sağlayacaktır.