Türkoğlu! Büyük bir keyifle söylüyorum; öleceğimiz çağdayız. Hamd-ü senâlar olsun... Olsun olmaya ama bir de ol'mak mevzusu var ki düğüm düğüm üstüne.

Sözün şehvetine kapılmadan evvel meseleyi büyüklere götüreyim istedim, dediler ki: "Kâfirler ölür, müminler olur."
Kendi kendime, "Kapı kapıyı açtı, çık hadi çıkabilirsen Güven." derken derin bir nefes aldım; henüz vermiş değilim. Ah etmenin de delikanlılığa yakışmayacağını bildiğimden, af dileyip kalktım huzurdan. Derdimi anla diye değil, sancıyı idrak et diye yazıyorum. Lümpenleşme!

Öleceğim, öleceksin, ölecek. Olacak mıyız? Meçhul. Reçetesi var mı? Elbette. Tuttuğum nefesi bıraktığım yer işte burası. 

Şimdi buraya kadar okuduğun kısımda Goethe'nin "Öl ve ol" tantanasına atıf yapıp devam edeceğimi düşündüysen yanıldın. Hele konuyla ilgili hadislere, nasihatlere falan hiç girmeyeceğim. Bunlardan mahrum kalmak hayat tarzınla beraber seçtiğin tercih. Ne diyor atalar? "Çektiğin kendindendir, Hakk zulümden münezzehtir." Çek çekebildiğin kadar yani, acımıyorum.

Ve fakat! Amma velakin! Bunun yanı sıra!

Mesele millet meselesi. O zaman bir dur, ehem mühim ayrımını şekillendirelim. Kemâlatın falan kenarda beklesin. Çünkü öldürecekler. Hiç gözünün yaşına bakmadan, sana hümanizm safsatası satan insanlıktan bihaber düşmanın, sırf Türk olduğunu bildiği için öldürecek. Peki sen, Türk olduğunun bilincinde misin? Şaibeli. Nihayetinde bilgi, bilince götürmüyorsa kıymet bulmaz. Kavram, bilgi ve eylem üçlemesi anlattırma bana şimdi. Bildiğini biliyorum, harekete geçmediğin için kızgınım.

Aslanım! Kafanı boşa dolaştırma, teakkul et! Gitmeye geldiğimiz bu diyardan şerefle ayrılmak istiyorsak, üç şeye sıkı sıkı sarılacağız; ilim, cihat, ibadet.
Mamafih yaşamak ve yaşatmak istiyorsak, dört şeye daha haiz olacağız; okumak, yürümek, düşünmek ve en az bir sanat dalında ustalaşmak.

Aksi halde boğaz gören mezar taşlarından bir farkımız kalmadı zaten, Cenab-ı Allah şimdiden rahmet eylesin.